Sayfalar

Recent Posts

Vietnam'lılarla İçme Teknikleri

İçinde bulunduğum durum, Coen biraderlerin film senaryosu gibiydi. Nadir de olsa, gerçek hayat, fantastik kurgudan bile çok daha absürd olabiliyor.

Sri Lanka Gezisi

Sri Lanka'da rehberli araç kiralamanın çok moda olduğunu öğrendim ve bunu Varan'a söyleme hatasında bulundum. Arkadaş çanta taşımaya bile bir sürü söyleniyor, rehber olayını duyunca atladı hemen. Aslında laf ediyorumda gayet mantıklı günlüğü 50$ a anlaştık. Minibüsün benzini, şöförün tüm masrafları (otel, yemek vsvsvsv) hepsi dahil bu fiata

Kamboçya Gezisi

Tayland Kamboçya sınırına (PoiPet) vardık. Otobüsten indiğimizde tuktukçular var sizi sınıra kadar götürüyorlar. Atladık bir tuktuk'a , sınırdan önce vize alınan binaya gittik tuktuk dışarda bizi bekliyor.

AngKor Wat Gezisi

AngKor Wat kozmik evrenin dünyasal bir modeli. Kamboçya’nın bayrağının da simgesi olan Angkor Wat tapınağı, 300 kilometrekarelik alana kurulmuş bulunan Angkor tapınaklar bölgesinin en önemli ve merkezi tapınağıdır. Tapınakların anası.

Chiang Mai Gezisi

Yıllar geçtikçe insan yaşlandığının farkına varıyor. Belirtiler teker teker kendini göstermeye başlıyor. Mesela, artık bir büyük rakı içince ertesi gün rahatsız oluyorum, günde iki paket sigara da zorlamaya başladı. Keza en büyük zevkim olan, Antalya tarafından, Manavgat’ı 5 km. kadar geçince kamyoncuların favori mekanı meşhur Artezyen et lokantasında eskisi gibi bir kilo veya üstü oranlarda et yiyemiyorum. Uykum geliyor hemen.

2013/09/22

TANZANYA - ZANZIBAR GEZİSİ 2011


Neden Tanzanya?   Bu soruyu   "Ama sen hiç Şili'liye benzemiyorsun" adlı blog yazımda ayrıntılı olarak cevaplamıştım. Uçuş vakti geldi çattı, kadim dostlarım Antalya havalimanına bıraktılar beni. Güldük helalleştik. İstanbul uçağı vaktinde kalktı. Sonunda Atatürk havalimanı dış hatların teras kısmına iki adet sigara içme odası yapmışlar.(Yazılarımın etkili olmasına sevindim.) Türk hava yollarının Cip salonunda takıldıktan sonra, (Garanti Lounge dan daha kaliteliydi) sigaramı tüttürdüm. Söylemesi ayıp business class bölümünden hiç sıra beklemeden uçağa bindim.
Neyse yerleştik bir baktım , koridorun solunda yan hizamda yıkılmayıp hep ayakta kalan sanatçımız Mahsun Kırmızıgül oturuyor. Yanındada  sarışın bayan arkadaşı. Acaba onlarda biletlerini bu uygun promosyondanmı aldılar diye içimden geçirdim. Bir yandanda sevindim, bunlarda Tanzanya'ya gidiyorlarsa gezip görülecek bayağı yer vardır dedim kendi kendime. Şimdiye kadar ilgi alanıma girmesede, şarkılarını dinlemesem bile , medyadaki maço ve agresif tavırlarından hiç haz etmediğim bir sanatçıydı. Ama uçaktaki hal ve davranışları , hosteslerle diyalogları gayet çağdaş ve kibar bir insan portresi çiziyordu. Sıfır kaprisle uçtu. Yanındaki sarışın bayanda kaprizsizdi ki o güzellikle kapris yapması en doğal hakkıydı.  Muhtemelen medyadaki tavırları kendi hayran kitlesinin hoşuna gitmek için, imaj danışmanlarımı veya yaşam koçlarımı diyorlar  her neyse onların uydurduğu zorunlu bir davranış şekli olsa gerek. Hayatta bir önyargım daha kırılmış oldu.
 

2013/08/24

"Ama sen hiç Şili'liye benzemiyorsun!!!"



Türk Hava Yolları'nın web  sitesinde dolaşırken , hattı yeni açılan Tanzanya'ya business class ta , çok uygun bir promosyona rastladım. Uçuş millerimle hemen biletimi aldım, Antalya - İstanbul arasındaki harcadığım millerden daha azına business class biletimi kaptım hemen. Gerek zengin insanların yaşam tarzına içten içe bir ilgim olduğumdan, gerek uçuş sırasında şampanyayla açılışı yapıp mezeler eşliğinde limitsiz rakı içebileceğimden,  gereksede hep düşüncesizce anlık kararlar verdiğimden işin sonunu pek düşünmediğimden bileti hemen almıştım ama Tanzanya neresiydi??? Afrika'da olduğunu biliyordumda doğudamı, batıdamı , ortasındamı , güneyindemi, tehlikelimi bir yermi, vize istiyormu?  gitmeye değermi ? hiç bir bilgim yoktu.

İlk açtım Dış İşleri Bakanlı'ğının Türk vatandaşlarının tabi olduğu vize uygulamaları sayfasını . Malesef, " Umuma mahsus pasaport hamili Türk vatandaşları ise vizeye tabidir." yazıyordu. Tabi kendi kendime kızarken biraz daha araştırınca uçaktan inişte 50$ a  vizenin alınabileceğini öğrendim. Rahatladım tabiki, kendimi Tanzanya konsolosluğunun önünde elimde belgelerle kaçak işçi olmadığımı ispatlarken bulmak hiç  istemezdim. Prensip olarak konsolosluklarından vize isteyen ülkelere gitmiyorum. Şirketten izin durumunu hallettim . Sonrasında gezi bloglarında Tanzanya'yı araştırmaya başladım. Karşıma tabiki yine büyük gezi üstadı , minimalist insan Bora Bilgin'in sitesi çıktı. Gidip görülesi bir ülkeymiş . Kendi farkında olmasa bile; kişisel bloğunda paylaştığı faydalı  bilgilerle üstada çok borçlandım, umarım bir rakı sohbetiyle borcumu ödeme fırsatı bulurum ilerde.

 Tanzanya'ya gitme sürecim esnasında Şili'li Andres ve ailesiyle tanıştım. Akşam demlenirken Couchsurfing sitesini, açıp ; copy&paste yaptığım metni tüm Tanzanya'da yaşayan üyelere gönderiyordum , kalacak yer veya yardımcı olacak birini bulurum ümidiyle. Andres'ten mesaj geldi, "Şimdi İstanbul'dayım iki gün gün sonra Antalya'ya geçiyorum" diye. Kendisinin Şili'li eşinin Vietnam'lı olduğunu ve iki çocuklarıyla geleceklerini söyledi. Ulan ne oluyoruz dedim kendi kendime. Tanzanya Dar es Selam'da yaşayan , Şili'li bir tarih öğretmeni, eşi Vietnam'lı şimdi İstanbul'dalar iki gün sonra Antalya'ya gelecekler. O kadarda içmemiştim halbuki, şansın bu kadarı fazlaydı. Çevremdekilerin ilgiyle okuduğu;  çokca laf ettiğim, dalga geçtiğim hiç haz etmediğim;  kişisel gelişim kitapları doğru galiba, evren, kuantum düşünce tekniği filan yardımcımı oluyor acaba Tanzanya için. Keşke evrenden bol para isteseydim yanlış davrandık.  Babacan , ne demek çocuklarıda al benim evde yeterince yer var kalırsınız dedim.

Havalimanından benim işim olduğu için, kadim dostum Varan'a aldırdım Andres ve ailesini. Varan denyosuda resmi polis kıyafetiyle elinde "Andres" yazan bir kağıtla karşılayınca hafif bir tedirginlik yaşamışlar ilk başta. Akşam işten eve gelince tanıştık. Andres ; Şili'de doğmuş, Amerika 'da yetişmiş, İnternational School diye bir okulda çalışıyor, okulun dünya çapında şubeleri var, canı sıkıldıkça tayin istiyor. Yine bir tayin sırasında Vietnam'da çalışırken eşi Bao ile tanışıyor. Birbirinden şirin Sebastian ve Ethien adında iki çocukları olmuş. Çocuklar şimdilik İngilizce, İspanyolca, Vietnamca ve Tanzanyanın dili olan Shawili dilini mükemmel konuşuyorlar. Bao ve çocuklar yorulmuşlar , erkenden yattılar. Andres gel bakalım sana hızlandırılmış bir Türk kültürü 101 dersi verelim dedik. Diğer kadim dostum Güney'de geldi.


 Türk sanat müziği, mezeler ve tabiki Rakı başladık sohbete.  O sıralar medyanın  gündeminde Şili'deki maden kazasında mahsur kalmış maden işçileri vardı bende dilim döndüğünce Andres'e kalbimizin Şili deki madenci kardeşlerimizle olduğunu söyledim. Güney araya girdi "Ama sen hiç Şili'liye benzemiyorsun" dedi. Andres'te "Yüzüm gözüm kömür tozu değil belki ondan benzetememişsindir" türünde anglo sakson vari bir espri yaptı. Koptuk tabi hepimiz. Bende "Ulan hayatında kaç tane Şili'li gördünkü benzemiyor diye konuşup duruyorsun" dedim. Gecenin sonuna kadar Güney saptamasının arkasında durdu. Hala Şililiye benzemediğini söyler konu açılınca. Ciddi anlamda hayalindeki Şili'li nasıl bir şey merak eder dururum o günden beri.

Ertesi gün , siz Tanzanya'da soğuğu karı özlemişsinizdir dedim, cümbür cemaat Antalya'daki kayak merkezi Saklıkent'e gittik. Cidden çocuklar hayatlarında ilk defa kar görüyorlardı.



Sebastian'a Varan'ın ceketini giydirdik.


Zeynep'te çocuklar ve Bao'yla çok iyi anlaştı.


Akşam Varan'ların evine gittik. Mangal yaptık. Eşimde çok iyi anlaştı Bao'yla. Bao çok çalışkan bir kadın, Tanzanya'da bir restaurantı ve Spa salonu var. Ekonomik durumları iyi olmasına rağmen dünyayı couchsurfingle geziyorlar, lokal kültürü daha iyi tanımak için bu yolu seçiyorlar. Fatma ertesi gün Bao'yu arkadaşlarının güne götürdü. Haliyle kızlar bayağı şaşırmış Vietnam'lı Bao'yu görünce soru yağmuruna tutmuşlar. Kim bilir ne dedikodular yaptılar?






 Güldük eğlendik, güzel bir geceydi.




Güney hunharca , hoyratça , acımadan götürdü etleri.


Çok sevdiğim dağların arasındaki , Büyük İskender'in fethedemediği tek kent olan Termessos'a gittik.



Sonra yıllardır hep  ıssız bir yerde , doğayla içiçe yaşama hayalim olan yeni aldığım köy evine götürdüm Andres'leri, çocuklar hopladı zıpladı  yapılmakta olan çatıda. ikiside maymun gibiler ödüm koptu bir yerlerden düşecekler diye. Andres te o kadar rahattı merak etme bir şey olmaz diyordu. adam alışmış bu iki afacana.


Akşama Bao birbirinden güzel Vietnam yemekleri yaptı.





Ertesi gün işim olduğumdan Güney ve Varan'a emanet ettim bizimkileri. Antalya'nın muhtelif yerlerini dolaştılar.


 Güney üstün satranç bilgisini Ethien'le paylaşırken.




Çok kaliteli ve anlaşabildiğimiz aile dostlarımız olmuştu. Ayrılık vakti bayağı üzüldük.  Tanzanya ve Japonya'da yeniden buluştuk . Andres; Tanzanya'dan sıkıldığında tayinini istemişti , iki yer müsaitti bana danışmıştı. Hiroşima ve Halep , bende Halep'inde güzel olduğunu ama hiç düşünmeden Hiroşima'yı seçmesini söylemiştim. Doğru tercih şimdi Halep'in durumu malum. Hoş Andres'in yine canı sıkıldı ve Malezya'da şu anda.






2013/08/22

SHIBUMI


“Olağan görünüm altında yatan gizli üstünlük, o kadar doğru bir söz ki, cesaretle söylenmesine gerek yok, o kadar dokunaklı bir olay ki, güzel olmasına gerek yok, o kadar gerçek ki, sahici olmasına gerek yok, bilgiden çok anlayış, ifade dolu bir sessizlik, kendini kanıtlama gereği duymayan alçakgönüllülük,
zarif bir basitlik, büyük bir ruhsal rahatlık ama pasiflik değil, hakimiyet peşinde olmayan otorite, elde edilemeyen ancak keşfedilen bilgilerden geçip basitliğe varmış.”

Trevanian’ın Shibumi adlı romanındaki bu satırları okuduğumda, Japonların uzaydan geldiklerini düşünmüştüm. Herhalde bizim anlamadığımız korkunç bir felsefeleri var demiştim kendi kendime. Aslında haksız da değildim, çocukluğum karate filmlerini izleyip ve sinema çıkışı filmden öğrendiğimiz hareketlerin yolda tekrarlanmasıyla şekillenmişti. Mahallede sopalarla yaptığımız "kendo" çalışmalarının izleri hala durur kafamda.  Ellerinden duman çıkartıp ortalıktan kaybolan Ninjalar kalıcı hasarlar oluşturmuştu o çocuk aklımda. Onur için harakiri yapanlar, sol elinin serçe parmağını kesenler, geyşalar, samuraylar, ninjalar,  “go” oyunu, kamikazeler her şeyiyle değişik bir kültürdü.

2013/08/11

Tayland - Chiang Mai Gezisi 2010



Yıllar geçtikçe insan yaşlandığının farkına varıyor. Belirtiler teker teker kendini göstermeye başlıyor. Mesela, artık bir büyük rakı içince ertesi gün rahatsız oluyorum, günde iki paket sigara da zorlamaya başladı. Keza en büyük zevkim olan, Antalya tarafından, Manavgat’ı 5 km. kadar geçince kamyoncuların favori mekanı meşhur Artezyen et lokantasında eskisi gibi bir kilo veya üstü oranlarda et yiyemiyorum. Uykum geliyor hemen.
Fakat en moral bozanı ruhsal değişiklikler. Geçenlerde kendimi, heyecanla Macit Gökberk’in Felsefe Tarihi kitabını okurken buldum. O derece kendimi kaptırmıştım ki, Sokrates’in ölümü sonrası oluşan Kynikler ve Kyrene okulları arasında taraf tutar oldum. Tabii ki tercihim, başında Aristippos’un olduğu ve hiç şüphe götürmeyecek şekilde açıkladığı “İyi hazdır, iyi ile haz aynı şeylerdir” temelinde Hedonizm yani hazcılık felsefesini savunan Kyrene okulları oldu. Şimdiye kadar heyecanla yalnızca çılgın pilot Mister No, imkansızlıkların dedektifi Martin Mystere ve ilkel çağların yenilmez savaşçısı Conan okurdum. Durum cidden vahimdi.
İşte bu ruh hali içerisinde yeniden bir yerlere gitme isteği oluştu bünyede. Tayland’a güzel bir promosyon uçuş bulunca birikmiş millerimle hemen aldım bileti. Planım, Bangkok’ta bir kaç gün takılıp, artık şansıma Vietnam, Laos, Burma Allah ne verdiyse bu ülkelerden birinin vizesini almaktı.
Maalesef gerçek hayat haddinden fazla kaotik olduğundan teoriyle pratik birbirini tutmuyor. Seyahate iki hafta kala Bangkok karıştı. Turuncular mı, sarılar mı iki grup birbirine giriyor. Gezi forumlarında, işte durum karışık kesinlikle gitmeyin türü haberler. Keskin nişancılar Bangkok caddelerinde insanları vuruyor, alışveriş merkezleri yağmalanıyor. Bir kaç gün sonra da havaalanı göstericiler tarafından işgal ediliyor. 3000 yolcu havaalanında mahsur kalıyor. Şaka gibi. Biletimi ayarlamışım, iznimi ayarlamışım. Uçuşa bir hafta kalmış. Neyi paylaşamıyorsunuz, hem bu sıcak ve rutubetli tropik iklimde insan bırak gösteri yapmayı, hareket etmeye üşenir. Verip veriştiriyorum bu çekik gözlülere. Aklıma, artık dünya klasikleri arasına girmiş, efsanevi Tosun paşa filmi geliyor. Seferoğlularıyla Tellioğulları mübarekler. Aman ne olursa olsun diyorum atlıyorum uçağa.

2012/12/10

Fillerle Dans



Filler duygusal hayvanlardır. Büyük cüsselerine rağmen sevinç, öfke, keder, merhamet, sevgi gibi duyguları derinden hissederler. İsviçreli bilim adamlarının uzun yıllar süren araştırmalarına göre, duygusallıkları biz insanlara kıyasla oldukça karmaşık ve derindir. Sinek gibi ezdiği bakıcısının muhakkak yıllar önce büyük bir yanlışı olmuştur. Filler asla unutmaz ve affetmezler. Atalarımız için orta Asya steplerinde atlar neyse, Araplar için kurak çöllerde deve neyse, güney ve güneydoğu Asya’da da filler odur.




2009 yılında, kadim kankam Varan özel sorunlarından dolayı oldukça bunalmıştı ve depresyon eşiklerinde dolaşıyordu. Hiç depresyona girmemiş ve “jet lag” olmamış şuursuz ve bencil bir bünyeye sahip olduğumdan, Varan’ın bu özel durumunu bir avantaja çevirme kararı aldım. Tamil sorununu, Tamilleri tarumar ederek çözmüş Sri Lanka‘da gezi maliyetleri oldukça ucuzdu. “Kanka haydi gel Sri Lanka’ya gidiyoruz,” dedim. Varan’dan sadece “Ne zaman gidiyoruz?” diye bir cevap geldi.

2012/02/11

Vietnam'lılarla İçme Teknikleri

İçinde bulunduğum durum, Coen biraderlerin film senaryosu gibiydi. Nadir de olsa, gerçek hayat, fantastik kurgudan bile çok daha absürd olabiliyor. Lokasyon: Tanzanya’nın Darüsselam kentine iki saatlik mesafede bir kamp alanı. Kişiler: bendeniz, Couchsurfing’den tanıştığım, Antalya’da ailesiyle birlikte ağırladığım Bao, tek kelime İngilizce bilmemesine rağmen Tanzanya’da buz fabrikası açacağım diye yollara düşmüş Loi, Tanzanya’da iş yapan Vietnam’lılar ve içlerinde yalnızca sekreterin ve tercümanın yabancı dil bildiği Vietnam elçilik çalışanları.

2010/03/28

JAPONYA GEZİSİ 2010



Üniversite yıllarında rol modeli aldığım kişi, muhteşem Married with Children dizisinin efsanevi karakteri Al Bundy idi. Al abimiz gibi uçakta birinci sınıfta yolculuk etmek için rock yıldızı kılığına girmedim ama bolca şans birazda çabayla İstanbul - Osaka arası business class gidiş dönüş bilet edindim.

Aslında Japonya pahalılık ve modernite açısından gezme tarzıma uymayan bir ülkeydi, aklımdaki Japonya imajı, bol teknoloji, kalabalık , ninjalar , yakuza ve samuraylardı. Tabi çocukluğunuz, karete filmleriyle geçip ve sinema çıkışı bu hareketlerin yolda tekrarlanmasıyla şekilleniyorsa; ülke imajları konusunda ister istemez kalıcı hasarlar oluşuyor bünyede. Mahallede sopalarla çığlık atarak yapılan amatör kendo çalışmalarını hatırlamak bile istemiyorum. İzleri hala durur kafamda. İkinci dünya savaşı filmlerinide unutmamak lazım. İstisna olarak Trevanian 'ın Shibumi romanında farklı bir japon kültürü tanımlaması vardı. Birde Shibumi romanında heves ettiğim ama Yahoo oyun sitesinde japon veletlerine hep yenildiğim Go oyununu var Japonya bilgilerim arasında. Lost in Translation filmindede biraz tırsmadım desem yalan olur. Bill Murray abim bayağı bi zorlanmıştı Tokyo'da.