Sayfalar

Recent Posts

2010/03/28

JAPONYA GEZİSİ 2010



Üniversite yıllarında rol modeli aldığım kişi, muhteşem Married with Children dizisinin efsanevi karakteri Al Bundy idi. Al abimiz gibi uçakta birinci sınıfta yolculuk etmek için rock yıldızı kılığına girmedim ama bolca şans birazda çabayla İstanbul - Osaka arası business class gidiş dönüş bilet edindim.

Aslında Japonya pahalılık ve modernite açısından gezme tarzıma uymayan bir ülkeydi, aklımdaki Japonya imajı, bol teknoloji, kalabalık , ninjalar , yakuza ve samuraylardı. Tabi çocukluğunuz, karete filmleriyle geçip ve sinema çıkışı bu hareketlerin yolda tekrarlanmasıyla şekilleniyorsa; ülke imajları konusunda ister istemez kalıcı hasarlar oluşuyor bünyede. Mahallede sopalarla çığlık atarak yapılan amatör kendo çalışmalarını hatırlamak bile istemiyorum. İzleri hala durur kafamda. İkinci dünya savaşı filmlerinide unutmamak lazım. İstisna olarak Trevanian 'ın Shibumi romanında farklı bir japon kültürü tanımlaması vardı. Birde Shibumi romanında heves ettiğim ama Yahoo oyun sitesinde japon veletlerine hep yenildiğim Go oyununu var Japonya bilgilerim arasında. Lost in Translation filmindede biraz tırsmadım desem yalan olur. Bill Murray abim bayağı bi zorlanmıştı Tokyo'da.



Japonya için hemen kararımı verdim. Gezi tarihimde ilk defa önceden otel rezervasyonu yaptırdım. Booking sitesini tavsiye ederim oldukça faideli bir eser yapmışlar otel rezervasyonları konusunda. Tabiki büyük gezi üstadı ve minimalist insan Bora Bilgin'in sitesinden yeni bir şey öğrendim ve hemen çalarak uyguladım. İddialı konuşuyorum , dünya barışını ne hükümetler, ne para babaları tarafından desteklenen sivil toplum kuruluşları, ne 3-5 yoksul ülkeden çocuk evlat edinip yada kamera ordusuyla yardımlarını gösteren show dünyasında hava atan ünlüler (Angelina Jolie'yi tenzip ederim. Onun gönlümdeki yeri ayrıdır.) bu iki yüzlü çabalardan çok Couchsurfing türünde organizasyonlar sağlıyacak. Mantık basit sizi gittiğiniz ülkelerde başkaları misafir ediyor sizde kendi ülkenizde başkalarını. Oturun inceleyin, gezilerde hayatınız değişir. İnsanlar ve kültürler arasındaki yabancılaşmalar kalkıyor.

Neyse, Atatürk Havalimanında elimde Thy'nın, Osaka'ya uçak bileti , business class şeridinden kalabalığa yakalanmadan 2 dk da giriyorum. Zengin insanların yaşam tarzını anlama bakımından kıtalar arası business class uçun derim . İşallah sırada first class'ta olur ayrıntılı yazarım anılarımı. Check-in islemlerimi ve pasaport kontrolünü business class kontuarindan hemen hallettim. Sırf kart faizlerinin acısını çıkartma hırsıyla Thy cip lounge salonuna değilde Garanti Banka'sının lounge salonuna gittim. Artık şu bankaların gözünü nasıl bir kar hırsı bürümüşse geçenlerde iç hatlarda bir arkadaşla Garanti Lounge a gitmiştik ama yeni uygulamaymış Platin , Shop and Miles olmazsa yalnızca kart sahibi girebiliyormuşuz yanımızda getirdiğimiz ekstra kişi için 25 tl alıcaklarmış. Bu sebeple arkadaşla girmemiştik içeri. Ne diyeyim toprak doyursun gözünüzü. Çevreci geçinirsiniz HasanKeyfe yapılıcak baraj için krediyi çıkartırsınız anında. Eşek kafalı kapitalistler sizi. Bu yoğun duygusal ruh haliyle yarım şişeden fazla cin i tonik le bitirdim, yedim içtim ve itiraf ediyorum çaktırmadan sırt çantamın alıcağı kadar kek, kurabiye, tost vsvsvsvs hepsini içine attım. Sonrada hemen yandaki genellikle boş olan tuvaletlerde sigaramı tüttürdüm. Uçağa binerken sallanıyordum.

Uçakta; şampanyamı yudumlarken alacarte menuden yemeğimi seçiyorum.



Mezeler gayet başarılıydı



Yolculuğuma vizyon filmlerini izleyerek, rakı & balık combosu eşliğinde devam ettim. Bu lüks içinde 12 saat nasıl geçti anlamadım.



Yolculuğun son üç - dört saatinde aldığım alkolün etkisiyle ve yatak haline gelen koltukların rahatlığıyla derin bir uyku çektim. Dinlenmiş olarak Kansai Uluslararası Havaalanına indim. İlk parmak izi aldılar sonra fotomuzu çektiler ülkeye girebilmek için. Burada bir sorun çıkmadı 90 günlük vizeyi anında bastılar pasaporta. Sonra çantamı sıkı bir aramadan geçirdiler. Yanımda getirdiğim lokumlarda biraz sorun oldu ama görevli memura tadabilirsiniz deyince güle oynaya gümrük kontrolündende geçtim.

Geçmiş yazılarımdada belirttiğim gibi, yabancı bir ülkeye girdiğim anı fotolamak gibi denyoca bir huy edindiğimden tam aşağıdaki fotoyu çekerken ; iki tane şanlı Japon polisi girdi koluma. Foto sarsıntıdan bulanık çıktı.



Pırıl pırıl , saygılı , gençten iki sivil japon polisi beni bir odaya kapatıp sorgulamaya başladılar. İşte anlattım durumu, amacım gezmek dolaşmak, içmek vsvsvsvsvs. Zaten pasaporttada envai çeşit ülke vizesini görünce ve benim sempatik karizmama istianen pek bir sorun çıkartmadan saldılar. Hafif maceralı başladı Japonya seyahati.

Yaklaşık 16 saatlik sigarasızlıktan ve sorgulanma stresinden mütevellit kendimi hemen sigara içme odasına attım. Üç sigarayı ard arda içince biraz baş dönmesiyle birlikte moralim yerine geldi. Ve netten rezerve ettiğim Osaka at Otemae oteline gitme stratejilerini geliştirmeye başladım. Zira nette Osaka hakkında araştırma yaparken alttaki metro haritasını görünce neredeyse seyahatten vazgeçiyordum. Ama sonra yersiz bir sıkıntı olduğunu anladım , iki günde alışıyorsunuz ve metroyla ulaşım aşırı kolay. Yalnız ilk gün şoka hazırlayın kendinizi.



Havaalanından kente ulaşmak oldukça basit panik yapmayın, üst kattan çıkın hemen solda JR Railways in yeşil renkli bürosu var. Gülümseyerek içeri girin, babacan, ben Tennoji'ye (ana metro istasyonlarından biri) gitmek istiyorum deyin. Üç opsiyonlu bir seçenek var siz en ucuzu olan 1030 yenlik yaklaşık 11 $ lık en düşük seçeneği seçerek ilk olarak havaalanından ana istasyonlardan biri olan Tennoji ye ulaşın. Neyse yerime oturdum kompartımana konduktör girdi ve sanki şefkatli bir baba çocuklarına konuşur gibi bir şeyler anlattı. sonra şapkasını çıkartıp eğilerek klasik japon selamı verdi. Ulan ne oluyoruz diye ilk şoku burada yaşadım. O çocuk aklıyla korkudan titrediğimiz, kamikazelerin, samurayların, ninjaların torunları cidden bunlarmı acaba? Herkeste maksimum bir kibarlık ve sabır var. Yol yaklaşık 50 dakika kadar sürüyor. Sonra Tennoji istasyonunda indim. İşte burada acemilikle biraz zorlanıyorsunuz



Her hat ayrı bir renkle işaretlendiğinden ben mor renk olan Tanimachi hattına doğru yöneldim tabi ilk biraz zor oluyor. Ve önümde tek bir engel kalmıştı. Çöz çözebilirsen şimdi bu makineyi. Artık bu engelide elimdeki haritadan ineceğim istasyon olan Tanimachi4-Chome 'i göstererek işaret diliyle başkasına bilet aldırarak aştım. 230 yen. Sonrasında bu aletlerin kolay kullanımını öğrendim. Malesef Japonya da eski usul pek az şey satılıyor. Her şey makinalarla ve onların dilinden anlamak gerekiyor. Bu da size kıyağım olsun Metroda bilet alma



Tanimachi4-Chome istasyonunda indikten sonra otelin sitesinden edindiğim haritaya göre yürüyerek 5 dakikada otele saat 21:00 gibi vardım. Burası apart otel, içinde mutfağı, mikro dalga fırın, buzdolabı, tv olan küçük şirin bir odanız var.



13700 yenlik 145 $ 3 günlük oda ücretini peşin olarak resepsiyoniste verdim. Osaka kentine göre gayet mütevazi bir oda ücretiydi. Ama gezdiğim diğer ülkelerle mukayese edersem bayağı iyi bir miktar. Çekinerek sigara içilebilen oda alabilirmiyim dedim. "Odalarımızın hepsinde sigara içilebilir " diye bir cevap aldım. Sonrada öğrendimki teknoloji ve medeniyet konusunda uçmuş gitmiş bu ırk, mekanların hemen hepsinde sigara içme serbestliği tanıyor. Japonya süprizlerle dolu. Bu sevinçle resepsiyonist çocuk 300 yenlik para üstünü verirken tipik ortadoğu mantığıyla nasılsa bu yigidoya yeniden işim düşer diye üstü kalsın dedim. Adam öyle bir tepki gösterdiki "No, no ,no" diye . biran ters bir laf ettimde hakaret olarakmı algıladı yoksa bahşişi azmı buldu dedim. İkinci şokumuda otelde yaşadım. Bahşiş kültürü olmayan gittiğim ilk ülke. Enteresan.



Adamlar öyle disiplin sahibiki. Bir liste çıkarttı işte uymam gereken kurallar, dikkat edilicek şeyler. Birde hepsinin altını gayet ciddi fosforlu kalemle çiziyor. Ben anlamadım, görmedim deme şansın yok. Listeyi aldım ayrıca elime dış ve oda kapımın aynı anda anahtar vazifesini gören kartı verdi. Bende bu saatte yakınlarda açık güzel bir restaurant varmı dedim.
Yine aynı ciddiyetle o bölgenin planını çıkarttı. Yine fosforlu kalemle otelden çıkışı ve restauranta kadar gidişi işaretledi. O dereceki kaybolmana imkan yok. Restauranta gittim güzel bir yer ama tek kelime ingilizce bilen yok. Şansıma söyledim bir şeyler ve Japon birasını denedim. Santory içimi tadı oldukça güzel bir bira. Kafayı bularak 01:00 gibi odama geçtim.

Sabah 08:00 gibi gayet dinlenmiş bir şekilde uyandım. Şu jetlag denilen şeyden yine olamadım. Şaka bir yana ciddi ciddi kafama takılmaya başladı. belkide üniversitede yıllarında alıştığım düzensiz uyku stili yüzünden bu duruma bağışıklıyım. 12 saatlik kıtalar arası uçuştan ve 7 saatlik farktan sonra yine jetlag olamadım. Bu benim için büyük bir eksiklik, ukte kaldı içimde.

Saat 09:00 da Couchsurfing ten tanıştığım Rie'yle, Tennoji'de buluşacağız. Garanti Loudge dan çantama depoladığım yiyeceklerle güzel bir kahvaltı yapıyorum odamın balkonunda kettle da çay demliyorum.

JAPONYA REHBERİ

** Şu ana kadar gezdiğim ülkeler içinde en güvenlisi ve disiplinlisi. Ama huzur ve güven ortamı içinde doğal içgüdülerinizi kaybediyorsunuz. Cafede fotograf makinemi unuttum 2 saat sonra gittiğimde garsonlar geri verdiler. Bir restaurantada beremi unutmuştum dönünce yine buldum. Hiç bir seyahatte yapmadığım kadar unutkanlık ve hata yaptım bu rahatlama yüzünden. Bankada döviz bozdururken 100$ fazla vermişim anında uyardılar.

**Japon yenini ; Türkiye'den edinin. Konvertbıl bir para birimi olduğundan bankalardan çok rahat japon yeni alabilirsiniz. Japonya'da döviz bürosu yok her bankada döviz bozmuyor, bozanda komisyon ekliyor.

**Pazarlık yapmayı denemeyin yada deneyin karşıdakinin şaşırışını görmek için. Öyle bakıyorlar suratınıza anlamıyorlar. Bu seyahat ilklerin seyahati oldu benim için. İlk defa seyahat boyunca pazarlık yapamadım. Ama itiraf ediyorum kazıklanma kaygısı olmadanda seyahat bir başka zevkliymiş. Fiatlar herkese aynı.

** Bahşiş olayını aklınızdan silin Japonya'da. Bir keresinde bozuklukları masada bırakmıştım , garson kız arkamdan geldi , paranızı unuttunuz diye.

** Mümkün olduğunca taksiye binmeyin, oldukça pahalı. 500 - 700 yen aralığından açılıyor kısa mesafeler 2000 yen tutuyor. Bol bol yürüyün ve yorulduğunuz anda metroya binin.

** Kamboçya, Sri lankadan bile ülkemi arayabildim ama Japonya'dan malesef başaramadım. Bilen varsa anlatırsa sevinirim. Başka gezginlerdende öğrendiğim kadarıyla adamların ne cep telefonları çalışmış nede atm kartları. İronik bir şekilde bu teknolojinin kalbinde teknolojik sorun yaşamanız ihtimal dahilinde. Ne cep telefonu ne atm kartı kullanmadığımdan benim için problem olmadı. İletişimide net üzerinden sağladım Türkiye'yle.

**İkinci ironik durum , ingilizce konuşan insan bulma şansınız az. Ya cidden bilmiyorlar yada bilerek konuşmuyorlar. Çoğu yerdede tabelalar ve menuler yalnızca japonca. Demekki ingilizce bilmedende muasır medeniyet seviyesi yakalanabiliyormuş. İngilizcem kötü ama işaretle vücut dilim muhteşem olduğundan ben pek zorluk yaşamadım.

**Çok zorda kalmadıkça adres sormayın. Evet , ciddiyim adres sormayın, Japonya seyahatimde tek sıkıntım adres sormak oldu. Zira yanılıp veya mecbur kalıp adres sorarsanız, işi gücü bırakıp size o adresi bulduruyorlar. Espri değil artık karşınızdaki o Japon için dünyanın en büyük sorunu sizin o adrese ulaşmanız oluyor. Kaç kişiyle birlikte yürüdüm, sorduğum adrese ulaşmak için. Hatta alışveriş bölgesi Namba'da elimde metro haritasıyla etrafa aval aval bakarken yanıma gelip yardımcı olabilirmiyiz diye soranlar oldu. Ne yapıp edip sizi doğru yola sokuyorlar. Hele gece bir sarhoşa adres sorma hatasında bulundum, ben sarhoş adam sarhoş dakikalarca yürüdük birlikte yollarda. Ama ne yaptı etti oteli buldurttu bana ve sallanarak yürümeye devam etti.

**Düşük bütçeli gezginlerimiz konaklamayı Couchsurfingten halledebilirlerse, yemek olayında 24 saat açık sukiya restaurantlarını tavsiye ederim. Pilav üstü et, sebze, yumurta vsvsv bir sürü set menuleri var. yaklaşık 400-500 yene oldukça lezzetli ve doyurucu yemek yiyebiliyorsunuz. Yanındada limitsiz bizdeki meyan kökü şerbetine benzeyen bir içecek veriyorlar. Ucuz bir hostelde kalırsanız , Popeye net cafeler var. Bizdeki net cafelerden çok farklı. İçeride duş, tuvalet, masaj salonu, limitsiz içecek, dinlenme yerleri. Hatta niyeti bozup burdada geceleyip yatak parasından tasarruf edebilirsiniz. Özellikle limitsiz cola, gazoz, nescafe, çay olayı çok güzel. Birde fakir dostu Mr donut lar var. Bu zincir her yere yayılmış donutları ucuz ve ilk bardaktan sonra limitsiz kahve alabiliyorsunuz. Bu saydığım mekanların hepsinde fosur fosur sigara içmek serbest. Bayıldım Japonya'ya.

** Osaka metrosu için pass ticket'ı şahsen pek tavsiye etmem. Zira o kadar farklı bir kentti indiğiniz istasyonda tüm gün dolaşıyorsunuz ve metroyu bir daha otele dönmek için kullanıyorsunuz. Ama Kyoto için aynısını söyleyemem. Sınırsız metro ve otobüs için kombo bir bilet alın umarsızca dolaşın tapınakları.

** Kibar olun, sinirlenmeyin , efendi olun adam olun. Bu 10 günlük tatil süresince sinirlenen bağıran çağıran kimse görmedim. Türk'lere bir sempatileri var. Ülkemizdeki en çok bağıran haklıdır mottosunu rafa kaldırın. Birde bizim gibi hemen atlamıyorlar olaya. İlk bayağı bir düşünüp sonra eyleme geçiyorlar. Yani yaparız abi o iş kolay merak etme vsvsvsvs yok. Sigara serbest dediysek enteresan kurallar var. Sigara içilmeyen caddeler ve özellikle Kyoto'da semtler bulunuyor. Yere sakın izmarit filan atmayın , sokaklar bal dök yala o derece temizler.

**Sake'nin hafif içimine kanıp şişelerce tüketmeyin çok kötü çarpıyor.

**Metroda veya cafelerde elinde erotik hentai, manga okuyan altmış yaşında bir amca , bayan, genç kız , adam görürseniz şaşırıp abartı tepkiler vermeyin zira burada çok normal bir olay , metroda yanımdaki amca sanki Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşler'ini okuyormuş gibi bir ciddiyetle artık porno sınırları içinde olan bir hentai ye bakıyordu.

Sabah 09:00 da Tennoji istasyonunda Rie'yle buluşuyoruz. Rie ; anaokulu öğretmeni gayet sempatik ve sıcakkanlı çıtı pıtı bir Japon genci. Jr Railways'in trenine bindik Kyoto ya doğru yola çıktık yaklaşık bir saat sürüyor fiatıda tam hatırlamıyorum ama 1200 yen civarındaydı galiba kişi başı.



Yol boyu Rie Türkiye hakkında çok soru sordu. Elimden geldiğince tüm sorularını cevapladım, kendisinide türkiye'ye davet ettim. Sohbetle yolculuğun nasıl geçtiğini anlamadım. Aslında Japonya'ya zamansız kış mevsiminde geldim , hava yağmurluydu, sulu karda yağıyor olabilir. Kyoto , Osaka'dan daha soğuk.



Kyoto istasyonunda inince üst katta Tourism Information ofisi var. Özellikle Kyoto walks haritası edinin oldukça faydalı . Zira Kyoto ; Japon kültürünün anayurdu, irili ufaklı yüzlerce tapınağın bulunduğu kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Yüzlerce abartı bir rakam değil , Kyoto'da sayıları 1600'ü bulan budist tapınakları, 400'ü aşkın Şinto mabetleri, kaleler, Zen bahçeleri bulunuyor. Hepsini dolaşıcam diye kasmayın , vaktiniz yetmez. İnsana huzur veren bir kent ve Japon hükümeti 1868'e kadar kendisine başkentlik yapmış Kyoto'ya maksimum özeni gösteriyor. Zaten her yerde kaçak sigara içmekle ünlü olan ben bile , bir sürü sote yer bulmama rağmen , ortamın huzur verici atmosferinden sigara yakamadım.

Burada günlüğü 1200 yen olan sınırsız metro ve otobüs'e binmenizi sağlayan Kyoto Sightseeing Card'an edinmeniz şart. Mesafeler arası bayağı bi var. Bu küçük insanlar eskiden geniş ferah yerlerde oturuyorlarmış demek sonradan 40 m2 lik evlere sıkışmışlar. Zira binalar arası bayağı geniş ve ferah.

Birazda Rie'nin yardımıyla bu sefer farklı bir makineden Kyoto Sightseeing Card ı almayı başarıyorum.



İlk durağımız Kyoto Imperial Palace. Burası, Japon kraliyet ailesine , başkent 1868 de Kyoto'dan Tokyo'ya nakledilinceye kadar evsahipliği yapmış. Oldukça geniş bir alana kurulmuş. bayağı bi yürüdük. Kış mevsimi olmasından dolayı ziyaretçi sayısı azdı ve ortam çok huzurluydu.







Sonraki durağımız Unesco kültür mirası listesinde olan, 780 yılında tamamiyle tahtadan yapılmış "Saf su tapınağı" olarak adlandırılan Kiyomizudera Temple. Altından akan suyun kutsal olduğuna inanılıyor. Bayağı bi yürüyorsunuz şehrin tepesinde.



Birde Japonya'da dikkatimi çeken fala, uğura, muskalara, ağaçlara bez asmaları vs bayağı bir ilgileri olduğu. Budizm'den önceki dinleri Şinto'yla bizim Şamanizm arasında pek incelemedim ama ilk bakışta bayağı bir ortak nokta var.

Mesela aşağıdaki direktifleri uygulayarak gözü kapalı taşa ulaşmaya çalışan bir sürü kişi gördüm.



Çeşitli muskalar, tılsımlar; bunlar kapış kapış satılıyordu.



Keza bunuda gayet ciddiyetle uygulayan bir sürü insan gördüm.



Rie'de şansını deniyor.



Yüzlerce hediyelik eşya dükkanlarının ve yöresel baharatların yemeklerin olduğu Nishiki Market'te dolaşıyoruz. Burada şekli mantıya benzeyen ve tatlı olan Kyota'ya özgü yiyecekten tadıyoruz. Sonra ; cafe , restaurant karışımı bir yerde soluklanıyoruz. Söylemeye gerek yok burdada sigara serbest. Demekki sigara içmek medeniyetsizlik değilmiş.



Kyoto'da , Japon tarihini yaşıyorsunuz adeta. yollarda kimonolu genç kızlar dolaşıyor. Eşinize, dostunuza kimono almayı düşünüyorsanız, bir daha düşünün. Şöyle ortalama bir kimono onbin dolardan başlıyor üst limiti bilmiyorum ama Osaka'da lüks bir alışveriş merkezinde ellibin dolarlık kimono görmüştüm. ekstra bir bilgi; eğer kimonoda kollar uzunsa onu giyen bayanın bekar olduğu anlaşılıyor eğer kısaysa evli olduğunu anlıyoruz.



Bayağı bi yorulduk, tüm gün dolaştık gezdik. Osaka 'ya dönmek için tren istasyonuna gidiyoruz.



Rie'ye teşekkür ediyorum. İzinli olduğu pazar gününü harcayarak tüm gün ilgilendi benimle. Akşam yemeğine davet ediyorum. Güzel bir restaurantta Osaka'nın ve Kansai bölgesinin meşhur yemeği olan , un, lahana, et veya deniz mahsullerinden yapılan bir çeşit Japon pizzası diyebileceğimiz Okonomiyaki yiyoruz. Size hamurunu ve malzemelerini ayrı ayrı getiriyorlar, önünüzdeki ızgarada kendi keyfinize göre karıştırıyorsunuz. Muhteşem bir tat. Aşırı alkollüyken dikkat, ızgara bayağı bi sıcak. Ve buradada sigara serbest. Birde Japonya tabiki gezdiğim ülkelere göre oldukça pahalı ama Türkiye'ye göre mukayese edersek hemen hemen aynı hatta yemekler daha ucuz. zira oldukça lüks bir restauranta tıka basa yedik biraları götürdüm yaklaşık iki kişi 40$ kadar hesap geldi.





Rie'den ayrıldıktan sonra Tennojiden , otelimin yakınındaki Tanimachi4-chome istasyonuna gitmek için metroya bindim. Sabaha kadar açık family Mart marketinden , sake houselarda uçuk kaçık fiat biçtiklerinden içmek için sonraya ertelediğim sakeyi aldım. 740 yen. Sake'mle birlikte mutlu mesut otelime gittim. Soğuk içimi beyaz şaraba benziyor. İlk başta ağır gelmiyor ama şişeyi bitirirseniz az biraz çarpıyor. İçimi güzel, rahat .



Sabah ; hiç bir planım yok. Bu gezimi tamamiyle doğaçlama yapmak istiyorum. Otel zaten Osaka'nın merkezinde. Çoğu yer yürüme mesafesinde. Seyahatim kış mevsiminede denk geldiğinden yürümede sorunda yok hava 10 derece civarında. Bu sebeple hiç stress yapmıyorum. Bir yeri en iyi gezmek ve öğrenmek için kaybolmak mottosunu uyguluyorum ve kendimi umarsızca yollara vuruyorum. Tabiki sabah kahvaltısı niyetine öncelikle fakir dostu Sukiya restaurantına gidiyorum. Pilav üstü kaşar, et , yumurta setimi söylüyorum. Salatam ve sukiyaki çorbası. yanındada buz gibi bizim meyan kökü şerbetine benzeyen güzel bir şerbet ohhh mis.480 yen. Öğlene kadar acıkmayı unutun.



Sukiya'larda ingilizce tabela yok, dış tarafı böyle sabaha kadar açıklar. Birde içeri girince herkes bağırarak bir şeyler söylüyorlar korkmayın. Hoşgeldiniz diyorlar sanırsam.



Ana caddede yürürken Osaka Castle tabelasını görüyorum. Otele yakınmış yaklaşık 1km . Şanslıyım zira bu kale Osaka'nın simgesi ve görülmeye değer yerler listesinde. 1583 yılında, Hideyoshi Toyotomi adındaki derebeyi yoksa kralmı tam anlamadım neyse o vatandaş tarafından yaptırılmış. Oldukça korunaklı bir mevkide. Sayısız savaşlar görmüş, yakılmış yıkılmış. 1931 yılında yeniden düzenlenmiş. 1945 yılında bilim ve sanat koruyucuları Amerikalı'lar tarafından yine yıkılmış. Son halini 1953 yılında almış . Şimdilerde şehrin merkezinde kalmış. değişik bir ambians oluşuyor çevrede gökdelenler ortada gayet iyi restore edilmiş ortaçağdan kalma bir kale.



Hava yağmurluydu , kale kompleksine ana giriş.



Burda bile bir sürü otomatik makineler. Bu ırk inat edip sonunda Judgment Day'i başlatıp Terminator'ı getiricekler başımıza bu otomatik makina sevdasıyla. Ya yapın bir büfe koyun içine bir adamı alalım işte. Bu ne inattır, sonra tabi işsizlik olur sizde.



İşte Osaka kalemiz.



Şaka gibi ama içeriye girebilmek için biletinizi yine makinadan almamız lazım. Artık okkalı bir küfür etme noktasındayken arkadaki öğrenciler acıdıda bana gülerek yardımcı oldular. 600 yen verdim makinaya umarım yalnışlık olmamıştır. Yoksa makinaya kazıklanan ilk Turk olarak tarihe geçicem Japonya'da.



Artık denyolukta son noktayı koymuşlar . Kaleyle ilgili hediyelik eşyalarda makinadan satılıyor.



Sonuç itibariyle Osaka'ya gelindiğinde kesinlikle görülmesi gereken bir mekan. Müze kısmıda güzel, foto çekmeye izin vermediler ama savaşları maket şeklinde etkileyici bir şekilde tasvir etmişler. Gidilir.

Kaleden çıkıyorum çevreyi dolaşmaya başlıyorum. Aşağıda tapınak benzeri bir yer var. Budistmi , Şintomu orasını anlayamadım. Heykeldeki amcamda bayağı bi havalı durmuş.



Ağaçlara çaput, bez asma geleneği bayağı bir revaçta burada.



Hokoku Shrine , Osaka kalesinin altında. Toyotomi Hideyoshi anısına yapılmış.



Tüm gün yürümekten bayağı bi yoruldum. Sonunda azmimin karşılığını aldım kayboldum Osaka'da. Japonya rehberinde açıkladığım gibi adres sormakta büyük bir stres kaynağı, ya seninle yürüyorlar yada bir kaç kişiyi çağırıp ortaklaşa tartışıyorlar. zaten ingilizce harita gösterseniz kimse bir şey anlamıyor. Bu hafifletici sebepleri bulup, vicdanımı rahatlatıyorum. yoksa ne yapar eder bulurum yolu. Gördüğüm bir taksiyi çeviriyorum. Otelin kartı elimde , kartta koordinatlar var , amcamda giriyor koordinatları otel karşısında. Yalnız taksiye binince şöför takım elbise şapkalı filan , elindede beyaz eldivenler. Sanırsın senfoni orkestrasını yönetmeye gidicek beni otele bıraktıktan sonra.



Otelden önce yine Family Mart'a uğruyorum. İçki stoğumu yeniliyorum . Bu sefer sakenin yanında Japon biralarınıda ekliyorum. Favorim Yebisu. yorgunluktan ve alkolün etkisiyle sızıyorum. Hala jetlag olamadım. sanki yıllardır bu zaman diliminde yaşıyormuşum gibi gece yatıyorum sabah uyanıyorum.



Sabah ; otelden memnun kaldığımdan hiç fanteziye girmiyim dedim 7 gün daha uzattım. 27,200 yen yaklaşık 300$

Sukiya iyi güzel hoşta, 3 gün ard arda sabahları tüketilince biraz bayıyor. Değişik bir yerde yiyeyim dedim. Bir de japonyada hemen her restauranta plastikten yemek şekillerini koyuyorlar vitrinlere. Gerçeğinden ayırt edemiyorsunuz ama sipariş verirken yardımcı oluyor.



Artık bir şeye şaşırmam derken , restauranta girince yine bir şok yaşadım. Girişte sağda bir makine var. siparişi verip ücreti ödüyorsunuz, bu sipariş mutfağa düşüyor, sonrada garson bitiyor masanızda siparişlerinizi getiriyor. Yorum yapamıyacağım artık.



Japon usulu kahvaltı siparişi verdim. Güzeldi.



Sonrasında; elime haritayı alarak kimseye adres sormadan vurdum kendimi yollara. İstikamet Shinsaibashi alışveriş bölgesi üzerinden Namba istasyonu. Yollardaki bisikletlerin %90 ını kilitsizdi , öyle bırakmışlar yola. Allahtan ana artellere ve metroya ingilizce tabela koymuşlar.



İradeniz zayıfsa , aman diyeyim buralardan uzak durun . Her yer dükkan. Ben bile kendime hakim olamayıp Apple Store'dan , ipod touch alıyorum. Şu adres konusunda ertesi günlerde bayağı bir işime yarıyor.



Alışveriş caddesinin , Dotonbori nehriyle kesiştiği yerde, restaurantlar başlıyor. Bu fotoda oldukça meşhurdur hemen her broşürde bulunuyor.



Şehrin ortasından geçen Dotonbori nehri. Sol tarafta biraz aşağıda Namba bölgesi başlıyor.



İşte ayrı bir lezzet fırtınası Takoyaki. Ortasında ahtapot parçaları çevresine un gibi bir şeye buluyorlar sonra kızartıp kurutulmuş yosuna bandırıyorlar. Kaç tane yedim o şişlerden unuttum. Akıllara zarar bir şey. Biraylada uyumu gayet başarılı. Nehir kenarında oturup birayla birlikte afiyetle götürüyorum.



Yengeç pahalıydı Japonyada , Srilankada deniz ürünlerine doyduğumdan burayı es geçiyorum.



Dolaşmaya devam.



Yine karnım acıkıyor. Sushi fakir yemeği sayılıyor. Tabağı 100 yen. Öndeki banttan kapıyorsun tabakları.



Nambaya ulaşıyorum. Buradada oldukça büyük uzun bir yeraltı alışveriş merkezi var. Metro ana istasyonlarından Namba nında girişi burdan. bu kadar ışık, kalabalık, teknoloji yoruyor adamı. Sabahtan beri yürüyorum. hiç bir gezimde bu kadar yürümemiştim. Allahtan düzayak yokuş filan yok.



Yolda yürürken Pachinko slot yazısını görünce , casino diye sevindim. Japonya da her yerde bu salonlardan var. Yaşlısı genci herkes içerde. Benimde hobilerimin arasında kumar geniş bir yer tuttuğundan hemen dalıyorum içeri. İçerde foto yasak. Ama kumar dedikleri ne blackjack, ne texas holdem ne rulet vs. Atari ekranı gibi digital bir ekran var herkesin önünde büyük plastik kutular içinde bir sürü küçük demir bilye , makinadan içeri atıyorlar, ekrandaki düğmelere basıp bir şeyler yapıyorlar. O kadar inat etmeme rağmen olayı kapamadım. Adamların kumarı bile bi acaip. Neyse , her işte bir hayır vardır paramız cebimizde kalıyor.



Nambadan otele doğru yollara vuruyorum kendimi. Net cafeleri kesinlikle tavsiye ediyorum. Özellikle Popeye Net cafe zinciri var. en kalitelisi onlar. İçerde bedava meşrubat, bir sürü hentai, manga kitaplar. Sigara serbest. Saati 400 yenden başlıyor. Ama bir yerde oturup sigara içip, bedava meşrubatınızı alırsanız ve kitaplara bakarsanız kimsede bir şey demiyor. Masaj salonu var, duşu tuvaleti.



Dayanamıyorum otele varmadan yine Okonomiyaki yiyorum.



Japonyada tuvaletlerde bir fantastik. Atılgan'ın kaptan köşkü gibi. O kafayla zaten tuvalete girince , kapıyı açar açmaz , klozet kapağı otomatik açıldı. Alttan ısıtmalı, şelale sesleri, fıskiyeler. düğmeye basmaya korkuyorsunuz. her tuvalet ayrı bir maceraydı. bir düğmeye basıyorsunuz şelale sesleri çıkıyor. Yandakinin sesine "Vay maşallah" deme şansınız yok.



Yorgun argın otele dönüyorum. Her zamanki gibi kayboldum. Bu sefer inat ettim taksiye binmemeye.
Yolda aval aval etrafa ve elimdeki haritaya bakarken; iki tane gayet iyi giyinmiş , takım elbiseli ve oldukça sarhoş Japon , yardımcı olabilirmiyiz dedi. Ben sarhoş adamlar sarhoş. Hele bir tanesi ayakta duramıyor, daha iyi olanın ingilizcesi benimkinden berbat. Yolu gösterdiler . Dut gibi olanı ayrıldı yarıda, öbürküsü otelin önüne kadar geldi sonrada klasik japon selamı verip yoluna devam etti. Beraber yürüdük biz bu yollarda Japon kardeşim benim.

Ertesi gün atlıyorum metroya, Tennoji'den bir durak önce Shitennoji-mae istasyonunda iniyorum. Artık metroyu kullanmayı ve makinalardan bilet almayı tamamiyle çözdüm. Aslında çok basitmiş.
Taktik şu şekilde. Adlara takılı kalmayın her istasyonun bir numarası var ve her istasyonda büyük bir harita. Haritaya bakın mesela ben şimdi T23-C18 istasyonundayım ve Tennojiye gidicem Tennojininde kodu T27-M23 . Ne yazıyor orada?. 230 Ne demek ? 230 yen. Bilet makinasıyla hiç muhatap bile olmayın atın 300 yen makinaya kırmızı 230 yazar ledde. Parmaklayın makinayı ve alın gidin biletinizi.



Bu sefer tam donanımlı kameraman Cevat Kelle gibiyim. Elimde Ipod touch zaten her yer wireless kaynıyor. giriyorum koordinatı anında karşımda gideceğim yer. Adres sorma sıkıntısı bitti.

Bugünkü planım, Japonya'da kurulan ilk Buddhist tapınağı olan Shitennoji -Temple 'a gitmek. 593 yılında Prens Shotoku tarafından kurulmuş.





Huzur verici bir bahçesi vardı tapınağın.



Burasıda Kamei-Do yani kutsal su. Budist inanışına göre insanlar buraya ölmüş akrabalarının adlarını bir kağıda yazıp bırakıyorlar ve Buddha'ya onların ruhlarını cennetine kabul etsin diye dua ediyorlar.



Tapınağın avlusundaki heykel, çocukluğumda izlediğim karete filmlerindeki bitirici vuruşu yapmaya gelen gizemli karateciyi hatırlattı bana. Usulca yanından geçtim.



Yine vurdum kendimi yollara. Metroya atlayıp Shinaibashi istasyonunda indim. Den Den Town'u dolaştım. Burası elektronik ve bilgisayar cenneti. Sakelerimi şişe şişe aldım otelime geçtim. Televizyonda , tüm kanallarda yarışmacıların birbirlerine akıllara zarar şakalar yapıp güldükleri programlar var. Haberlerdede işte bir sürücü dükkana dalmış, anlatıp duruyorlar.

Sabah , batı usulü kahvaltı veren bir pastaneye geliyorum. Ne yalan söylüyüm özlemişim kızarmış ekmek, çay, yumurta, tereyağı, marmelad. Keyif sigaramıda yakıyorum, bugün ne yapayım diye düşünürken , aklıma yine Couchsurften tanıştığım Tomo geliyor. Hemen email atıyorum , Japonya da büyük bir çoğunluk şu Sms emaillerden kullanıyor. Yani email atttığınızda karşıdakinin cep telefonuna sms mesajı düşüyor. Tomo'da şansa cevap veriyor hemen.

Tennoji istasyonunun karşısında fakir dostu Mr donutta buluşuyoruz. Tomo bir deli oğlan. yiğidin harman olduğu yerden , Kansai çocuğu. Acaip kanım kaynıyor. Sohbet sohbeti açıyor, içtiğimiz bedava nescafenin sayısını unuttum , üç tanede küllük doldurduk. Bu çocuk benden daha fazla sigara içiyor. Tansiyonum yükseldi bu kadar sigara ve nescafeden.



Tomo; adeta Coen kardeşlerin The Big Lebowski filmindeki Dude'nin daha entellektüel Japon versiyonu. Ortamda birde white russian içseydik kendimi filmde sanıcaktım. Haftada iki gün çalışıyor, Matematik öğretmenliği yapıyor. Japonların gereksiz yere çok çalıştıklarını bununda iyi bir şey olmadığını savunuyor. Üniversitede müzik okuyor. Felsefe ve mitoloji hastası. Yandaki istasyonu havaya uçursalar, şöyle camdan bir bakıp , gayet sakin sigarasını içecek ve anlatmaya devam edicek. Gel diyorum beni şöyle güzel bir Japon meyhanesine götür kafaları çekelim.

Tempura'lar eşliğinde biraları götürüyoruz. Bir nevi Japon çöp şişi olan Tempuranın birayla uyumu şairane. İstediğiniz etten Tempura siparişi verebiliyorsunuz.



Biralarında katkısıyla sohbet sohbeti açıyor. bu deli oğlanın hobiside şu Avustralya yerlisi Aborjinlerin çaldığı adını unuttum boruya benzer bir alet var. Onu çalmak. Çalarken çok zevk alıyorum diyor. Üniversite konserlerinde filan çalıyormuş. Enteresan bir bilgi daha öğreniyorum, Japonya'da en çok sevilen ve kitapları en fazla satılan Avrupalı filozof Nietzsche.



Tomo'da gezgin. Gezmek için düzenli bir işe giriyor para biriktirincede çıkıyor sonra küçük sırt çantasını alıyor, dünyayı dolaşıyor. gittiği ülkelerde yollarda yatıyor bana farketmez diyor. Geçen sene Tayland'a gitmiş 2 hafta Khosan road dan dışarı çıkmamış . Niye gezmedin diyorum Tayland'ı . Khosan road'daki ortam hoşuma gitti , içtim bir yerlerde sızdım kaldım devamlı diyor. Hindistan'dada yollarda yatmış. Şimdiki planı Türkiye üzerinden İran'a geçmek. Kesinlikle yap dedim , Antalya'dada ağırlarım seni .

Hafif çakırkeyif dışarda yürümeye başladık. Bu kule galiba televizyon kulesiydi. Neyse netten araştırın bulun, her şeyi benden beklemeyin.



Sonra yine içme faslı. Tomo tüm ucuz mekanları biliyor . Buralar bizim birahaneler gibi yerler.
Japon hayat stili, Türk'ler, felsefe, din , mitoloji bir sürü şey konuştuk. Aynı misafirperverlik, ısmarlama kültürü onlardada var. Ama hala öğrenci olduğu için ve beni kendi başıma bulamayacağım böyle ucuz ve kaliteli yerlere getirdiği için gezi boyunca hesapları ben ödüyeceğim dedim. İlerdede güzel bir işe girip düzenli bir yaşam kurduğunda hepsini geri ödemesi konusunda sözleştik.
Japon'lar din konusunda çok esneklermiş. Şinto dini bizim şamanizmle büyük benzerlikler gösteriyor. Ve sıkı durun Tomo'nun dedesi ninja'ymış. Ninja olayı filmlerde anlatıldığı gibi değilmiş, hükümetin emrindeymişler ve öncelikli görevleri casuslukmuş. Tabi tüm bunları muhteşem ingilizcemin el verdiği ölçüde anlayarak size aktarıyorum. O kafayla benide yemiş olabilir bu delioğlan.



Sabah Tennoji'de buluşuyoruz. Tomo, Jr railways'e o kadar verilmez diyor alengirli gideceğiz. Tamam babacan diyorum. İlk Tennoji'den Awaji istasyonuna gideceğiz oradanda Kyoto yapıcağız diyor. İki kişi 800 yen tutuyor. Ben zaten daha önce tek başıma 2000 yenden fazla verdim ve anlaştığımız üzere harcamaların benden olması sözünü tutmasını istiyorum. Tomo'yla dolaştığımda iki kişi, benim tek başıma yaptığım harcamanın çok daha ucuzuna çok daha kaliteli yiyip içip eğleniyoruz. Tam bir minimalist bu çocuk.

Awaji istasyonunda Kyoto trenini beklerken.



Kyoto nun cidden değişik huzur veren bir atmosferi var. Hafiftende kar serpiştiriyor. Hava bakımından İstanbul'dan , Ankara'ya gelmiş gibi oluyorsunuz.

İlk durağımız Golden Pavillon veya orjinal adıyla Kinkakuji Temple. Dışı altınla kaplanmış ve Unesco nun dünya mirası listesinde. Zen tapınağı ve gerek bulunduğu ortam gerekse çevresindeki bahçeleriyle mutlak bir huzur veriyor. Saatlerce kalınabilir burada.





Samurayların dinlenme yeri. Zihniniz sıfırlanıyor.



Buna bir şey taşı diyorlardı ama unuttum. Merak eden araştırsın netten.



Bir dilek tutup , parayı ortadaki kaba atmaya çalışıyorlardı.



Bir şeyler yiyip, sigaralarımız içip, sonraki durağımız olan Fushimi İnari shrine 'a gidiyoruz.
Buradada Shinto tanrısı Inari'ye adanmış bir sürü kutsal yer var. Inari pirinç tanrısı ve tilkilerde onun mesajcıları. Yani benim anladıklarım bunlardı siz kesinlikle bana güvenip doğrusunu öğrenmemezlik etmeyin. Zira biraz garip geldi pirinç tanrısı ve mesajcı tilkiler. İngilizcemi ilerletmek şart.





Mesajcı tilkilerimiz.



Burdada daga tırmanıyorsunuz. Geniş bir alana kurulmuş. Yol boyuncada yaklaşık tırmanma 2 saat sürüyor, Tori Gates dedikleri kırmızıya boyadıkları tahtalardan yapılmış alanda ilerliyoruz. Tomo halinden memnun hem anlatıyor hem gülüyor hemde yürüyor. Bu seferde konumuz dinlerdi. Aralarındaki benzerlikler, birbirlerinden etkileşimleri. Tüm semavi dinleri Sümer'lere bağlıyorum. Aslında Tomo dua etsin hepsinin çıkışını James Churchward'a istianen Kayıp kıta Mu'ya bağlardımda çocuğun kafasını daha fazla karıştırmak istemedim.



İnat ederler şu kutsal yerleri düz ayak yerlere yapmazlar. Hala tırmanıyoruz.



Burada soluklanıp birer sigara içtik.



Olay ciddileşiyor.



Sonunda zirve.



Evet itiraf ediyorum aşağıya inerken biz iki şaşkın kaybolduk. Bunu tüm yol bu kırmızı tahtalarla belirlenmişken insanın başarması için ekstra özellikleri olması lazım. Issız bir patikada bulduk kendimizi ve hava kararmaya başladı.

Kılavuzumuz yolu bulmaya çalışırken.



Kaybolmayı nasıl başardık hala bir fenomendir benim için.



Bayağı bi yürüdükten sonra sonunda medeniyete ulaşıyoruz. Bu arada hava bayağı soğudu ayaz başladı.



Biz iki şaşkın , yürürken hızımızı alamamışız, ikinci dağıda aşmışız, Kyoto'nun değişik bir yerinden medeniyete merhaba demişiz.

Tomo adres sorarken .



Yürümekten yoruluyoruz bi nescafe sigara molası veriyoruz. en ücra yerlerde bile bu makinalardan var. Sıcacık kahveni alıyorsun içinden bu arada sıcak kahveler cola kutusu gibi aluminyum kutunun içinde.



Sonunda medeniyete geliyoruz. Aşırı yorulduk.



Tomo diyorum ; bu yorgunluğu ancak alkol alır. Kyoto istasyonuna yakın bir bara giriyoruz. Osaka'ya, son trene kadar kafaları çekiyoruz.





Barın tuvaletide fantastikti. Resmen tuvalet fobisi başladı bende bu seyahatte.



Yorgun argın otelime dönüyorum. Sabah kahvaltıdan sonra Umeda bölgesine gidiyim diyorum.
biraz medeniyet , teknoloji vs görüyüm.





Bu sefer üzerinde tempura, dana eti, yumurta, tavuk ve pirinç bulunan Donburimi yiyorum. Gayet lezzetliydi.



Sonrasında karşıma yüksek bir bina çıkıyor. Bir bakalım diyorum. Adı Umeda Sky Building'miş.





Osaka'yı izliyorum. Manzara enfesti tepeden.





Umeda bölgesinde yürümeye devam ediyorum.



Akşam Tomo'yla buluşuyoruz. Abi diyor iki arkadaşımı daha aldım, senin gibi çılgın bir Turk'le tanışıp içmek istiyorlar diye. Çocuklar cidden Guy Ritchie filmlerinden çıkıp karşıma oturmuşlar gibi. İngilizceleri benden çok daha kötü. Ama dolaştıkça insanlarla anlaşmak için dilin o kadar önemli olmadığını anlıyorum. Gülüyoruz, şakalar yapıyoruz anlaşıyoruz bir şekilde.

Şu Japon gençleriyle bir rakı sofrasına oturamadık ya, yanarım ona yanarım. Neyse Turkiye'de artık. Hepsinden söz alıyorum Türkiye'ye gelmeleri için. Biralara abanıyoruz.



Soldaki Masahiro namı diğer "specialist" . Aradığın her şeyi bulmasıyla bu lakabı kazanmış. Hakikaten benden sonra Osaka'ya giden bir arkadaşıma ünlü japon şarkıcısı Ayumi'nin konserine bilet sağladı. Sağdaki ise Takashi oda bir çılgın. Hiç ingilizce bilmemesine rağmen Avrupa turuna çıkıcaktı. Helal olsun. Süper geyik yapıyoruz geç saatlere kadar.



Gece otele bırakıyorlar sagolsunlar. Tomo'da yarına Couchsurf partisi var Namba'da diyor. Başka arkadaşlarıda gelicekmiş. Tomo yaşlandık diyorum , parti filan? Boşver diyor içeriz eğleniriz. Tamam diyorum.

Gündüz yine yürüyerek Namba'ya doğru gidiyorum. Şu fugo denilen zehirli balıktan yiyorum. Korkudan fiatını ve resim çekmeyi unuttum içerde. Pek bir şey anlamıyorum tadından normal çiftlik çuprasına benziyor. Zehirlenmedende çıktım.



Son gecemde Tomo'nun verdiği adrese geliyorum. Irısh pub. İçerde gençler , güzel ortam var. Keşke bizim gençlerde böyle dünyayı dolaşsa. Ama yeni nesilden ümitliyim bayağı bir gezginlik kültürü başladı bizdede.

İçkiye vuruyorum kendimi. Neşeli sohbetler dönüyor masada.



Tomo'nun bir başka fırlama arkadaşı. Bu hangi filmden çıktı bilemiyorum. Karşınızda Keiichi



Güney Koreli ; gezgin iki arkadaş. Jiwon ve Kyoung



Keiichi'yle biraları aşırı abarttık. Sızdı kaldı masada.



Artık mecbur bu kafayla atlıyorum bir taksiye. Şöför amcam giriyor koordinatları hop oteldeyiz.



Sabah zar zor kalkıyorum. Otelden ayrılma saati 10:00 da. Çantamı otele bırakıp hep son güne ertelediğim hediye işini hallediyorum. Akşam Kansai airporta geliyorum. Gayet güzel kafa sıfırlayıcı bir gezi oldu. buradan Couchsurf vasıtasıyla tanıştığım özellikle Tomo, Rie ve tüm Japon arkadaşlara sonsuz teşekkürler.

Havaalanında yine sigara zorluğu çekmiyorum. Hala aklım almıyor Atatürk havaalanında sigara içme odası olmaması sorunsalını. Resmen piskopatlık.



Bir macera daha son buluyor. Uçak bileti ve hediyeler hariç on günlük toplam harcama 1500$ . Japonya diğer ülkelere göre biraz tuzluya mal oldu.

12 comments:

  1. paylaştığın için teşekkürler yine rehber niteliğinde bir yazı olmuş...

    YanıtlayınSil
  2. Cok guzel bir yazi olmus samimi komik guldum baya, gitmis kadar da oldum.Arayi cok uzatmayin lutfen

    ESIN KARABULUT TOSUN (DUBAI)

    YanıtlayınSil
  3. zevkle okudum, fotograflar da cok güzeldi, jetlag olmani engelleyen sey de alkol sanirim! :)

    YanıtlayınSil
  4. 4-16 haziran (2010) arasi bir konferans sebebi ile Kyoto ve Osakada bulundum... gezi yazinin ciktisini alip berabeimde goturmustum...cok faydali oldu, tesekkur etmek istedim/// Sinan Cem

    YanıtlayınSil
  5. gezi yazımın, somut bir işe yaramasına oldukça sevindim. Yardımcı olabildiysem ne mutlu bana.

    YanıtlayınSil
  6. merhaba arkadaş, valla sen de büyük cesaret var, yol iz bilmeden oralara gitmek, büyük cesaret,

    ben de japonyayı çok merak ediyorum ve gitmek istiyorum,

    tek başıma gitmek istiyorum,

    fakat bunun için enformasyon lazım, ya da yanıma güvenilir bir arkadaş bulsam, basıp gidicem selamlar

    YanıtlayınSil
  7. helal sana moruk büğyük ceasaret valla, ben de gitmek istiyorum, oralara...

    YanıtlayınSil
  8. Cenk abi yazını büyük bir zevk ile bir solukta okudum, aynen dediğin gibi seyahat kültürü ile harmanlanmış macera ruhu olan izmir e sıkışmış üç genciz ve bir anlık karar ile thy promosyon uçuş japonya bileti aldık 14 kasımda 7 günlük bir japonya seyahatine giriştik. Senden eğer zahmet olmaz ise bize senin olgunlaşmış tecrübeli fikirlerin ile bir güzergah bir plan önermen çünkü biraz dan daha fazla ve gittikçe artan bir korku başladı.Oralarda rezil olmayız inşallah

    YanıtlayınSil
  9. vay moruk naberrr
    yeni gezilerini bekliyoruz

    YanıtlayınSil
  10. Helal olsun, çok güzel çok bilgilendirici bir yazı olmuş.

    YanıtlayınSil
  11. 10 gün için harcanan para az bile..dolu dolu güzel bir gezi olmuş. Kurban bayramında tura katılıyorum 3500 euro yatırdık 100 bin yen de yanımıza almamızı söylediler....

    YanıtlayınSil
  12. Bilge Hanım,
    Nacizane tavsiyem turu iptal edin.
    Herhangi bir bankanın uçuş mil programlı kredi kartından edinin. Mil biriktirin, uçak bileti bedavaya gelir. couchsurfing tende konaklamayı halledersiniz. Gitmeden japon railway pass biletinizi alırsınız hızlı trenlerde ekonomik fiyata gelir.süper bir tatil yaparsınız.
    3500 euro & 100 bin yen. Cidden yazık günah. Afaki fiyatlar.

    YanıtlayınSil