Sayfalar

Recent Posts

2013/09/22

TANZANYA - ZANZIBAR GEZİSİ 2011


Neden Tanzanya?   Bu soruyu   "Ama sen hiç Şili'liye benzemiyorsun" adlı blog yazımda ayrıntılı olarak cevaplamıştım. Uçuş vakti geldi çattı, kadim dostlarım Antalya havalimanına bıraktılar beni. Güldük helalleştik. İstanbul uçağı vaktinde kalktı. Sonunda Atatürk havalimanı dış hatların teras kısmına iki adet sigara içme odası yapmışlar.(Yazılarımın etkili olmasına sevindim.) Türk hava yollarının Cip salonunda takıldıktan sonra, (Garanti Lounge dan daha kaliteliydi) sigaramı tüttürdüm. Söylemesi ayıp business class bölümünden hiç sıra beklemeden uçağa bindim.
Neyse yerleştik bir baktım , koridorun solunda yan hizamda yıkılmayıp hep ayakta kalan sanatçımız Mahsun Kırmızıgül oturuyor. Yanındada  sarışın bayan arkadaşı. Acaba onlarda biletlerini bu uygun promosyondanmı aldılar diye içimden geçirdim. Bir yandanda sevindim, bunlarda Tanzanya'ya gidiyorlarsa gezip görülecek bayağı yer vardır dedim kendi kendime. Şimdiye kadar ilgi alanıma girmesede, şarkılarını dinlemesem bile , medyadaki maço ve agresif tavırlarından hiç haz etmediğim bir sanatçıydı. Ama uçaktaki hal ve davranışları , hosteslerle diyalogları gayet çağdaş ve kibar bir insan portresi çiziyordu. Sıfır kaprisle uçtu. Yanındaki sarışın bayanda kaprizsizdi ki o güzellikle kapris yapması en doğal hakkıydı.  Muhtemelen medyadaki tavırları kendi hayran kitlesinin hoşuna gitmek için, imaj danışmanlarımı veya yaşam koçlarımı diyorlar  her neyse onların uydurduğu zorunlu bir davranış şekli olsa gerek. Hayatta bir önyargım daha kırılmış oldu.
 

Business Class ta onlardan başka tek Türk olduğumdan çaktırmadan bakıp duruyordu  bende havaya girmesin diye hiç ilgilenmeden ; kitap okuyan entellektüel ve  birikimli insanların evrensel duruş şekli olan işaret parmağı şakakta baş parmak çenede , hafiften ve içten gelen bir  "hmmmmmmm" sesiyle 662 sayfalık tuğla kıvamında, fizyoloji profesörü Jared Diamond'un  kitabı "Tüfek, Mikrop, Çelik" i okuyordum. Eminim papyonlu sevecen , kitap eleştirmeni Doğan Hızlan o halimi görseydi; ağlayarak boynuma sarılırdı. Bu arada muhteşem bir kitaptır kesinlikle tavsiye ediyorum.

Servis başladı. Her zamanki gibi rakı istedim. Güzelim rakıyı bu bardakta servis ettiler. Lafta edemedim, Mahsun tantana çıkartmamışken bardağın şekli için olay çıkartmaya utandım. 
Bardağın şeklini kafaya takıp hiç bir şey yapamamanın hırsıyla kendimi rakıya vurdum. Sızıp kalmışım. Ayıldığımda uçak inmişti. Tam hazırlanıyordum hostesler Kenya Naiorobi'de olduğumuzu söylediler. Zaten tam ayılamamışım vaktiyle yanlış otobüse binmişliğim var ama uçakta olmaz böyle şey diyorum kendi kendime . O kadar kontrolden geçtik  uçuş rotasındada direkt uçuş diyordu. Uyuduğumdan anons filanda duymamıştım. Sonra haritadan baktım Kenya'yla Tanzanya komşularmış. 1 saat kadar bekledik ve uçağı dezenfekte ettiler. Evet böcek gibi ilaçladılar hepimizi. Ne olduğunu anlamadım. Bir açıklamada yapmadılar.

Sonunda  Tanzanya'nın başkenti Dar Es Salaam'a indik. Havalimanı çocukluğumun Harem otogarının hallicesi. Gelirken İstanbul'da kar yağıyordu, üzerimizde kışlık kıyafetler var, küçük bir salona toplandık, klimalar çalışmıyor cehennemi sıcak. Herkes soyunup dökündü. Bir görevli bağırarak elimize vize kağıtlarını verdi doldurmamızı istedi. Yanıma dört tane Türk geldi, burda bir şirkette çalışacaklarmış ingilizceleri yok, görevli ne konuştu anlamadılar,  birader bizim kağıtlarıda doldururmusun dediler. Eyvallah verin bakalım dolduralım,  adam başıda 50$ vize ücretini hazırlayın dedim. Sen hangi şirkettesin dediler bende ucuz bilet buldum öylesine geldim buraya dedim. Garip garip suratıma baktılar. Adam başı 50$ vize harcımızıda verip Türk kardeşlerimle helalleşip ayrıldık. Bu esnada Mahsun'u kaybettim.

Dışarıya çıktım sabahın körü olduğundan her yer kapalı, hemen bir sigara yaktım, yüzüme gözüme renk geldi.
Bao'nun şöförünü beklerken ardarda sigara yakarak vücudumdaki nikotini dengeledim. John yaklaşık yarım saat sonra geldi. Kafa adam , hemen Afrika kültürüyle ilgili anahtar kelimeyi söyledi. "Hakuna Matata" namı diğer takma kafana. Bir  terslikmi oldu! "Hakuna Matata", yemek geçmi geldi "Hakuna Matata" , sıtma bulaştıran sivrisineklermi var "Hakuna Matata" eli palalı yiğit Afrika gençleri tarafından soygunamı uğradınız "Hakuna Matata" liste uzar gider... Arabaya bindik John hemen kapıyı kilitlememi söyledi "Hakuna Matata" dedim. Gülerek aferin çabuk öğreniyorsun dedi. Suç oranı yüksekmiş Dar Es Salaam'da. Gündüz vakti bile ışıkta durduğunuzda kapıyı açıp ellerine ne geçerse alıyorlarmış.
Andres'in çalıştığı International School'un Masuki semtindeki kampusün içindeki evlerine gittik.  Çocukların dadısı Fabiona karşıladı bizi. Kahvaltı hazırladı

John beni havalimanından almadan önce Bao'yu işine bırakmış, çok çalışkan bir kadın günde en az 16-17 saat çalışıyor. Andres'te okul gezisinde ülkenin kuzeyindeymiş. John benimde işe gitmem lazım dedi. Bende Sebastian ve Ethien'le kaldım. Hayat ne garip üç hafta önce bu iki afacanı Antalya'da dolaştırıyordum şimdi Afrika'nın ortasında yine birlikteyiz. İkiside azmetti  ingilizcemi düzeltmeye, aradada Shawili dilinde Fabiona dan benim için bira istiyorlar. Sağolsun Bao her ayrıntıyı düşünmüş, çocuklarıda örgütlemiş muhtemelen Cenk amcanızı yakıtsız bırakmayın diye. Bilgisayar oyunları oynadık, film izledik , evde wireless var ipodumdan internete bağlandım. Tanzanya şartlarında mükemmel bir yer.
Sigara içmek için dışarıya çıktım. Tüm sitenin etrafı yüksek duvarlarla çevrili. duvarların üstü cam kırıkları, kapıdada elinde pompalı tüfekli güvenlik elemanları. Sitenin ortasında çocuk parkı vardı.
Çocuklara ben biraz kestireceğim dedim. Uyandığımda Bao gelmişti.  Birlikte dışarıya bir şeyler yemeğe gittik. Arabayı Bao kullandı. İyi burada kullanabiliyorsun dedim. Vietnam'da araba kullanabilen dünyanın her yerinde kullanır dedi. 
Deli gibi çalıştığını söyledi. Burada bir Vietnam yemekleri yaptığı restaurantı, bir masaj salonu var. Bunların üstüne Vietnam'dan seramik ithal edip Tanzanya'da satıyor. Çok takdir ettim. Memleketten bir sürü eş , dost, hısım , akraba getirmiş. Çok sıkıntılar çekmiş ilk başta, burada işler hep rüşvetle dönüyormuş. Konteynırları takılmış gümrükte, restaurant için ruhsatta sorun çıkartmışlar. Azimli ve inatçı kadın hepsini çözmüş. Peki neden couchsurfing ? dedim. İstediğin lüks otelde kalırdın Antalya'da zira ekonomik durumun bayağı iyi. Her ülkenin lokal kültürünü tanımak istiyorum, hem fenamı oldu çok zevkli geçti Antalya tatili dedi. Haklı , lüks otellerde kalarak turistik yerlere giderek bu şansın olmuyor malesef. Dost edinemiyorsun yaşayamıyorsun o ülkeyi.

 Komik hikayeler anlattı, bir seferinde trafik polisi durdurmuş bunu, biliyorum diyor  rüşvet isteyecek vermezsem yüksek miktarda bir ceza kesecek kılıfına uydurup. Rüşvet miktarında bir türlü anlaşamamışlar. Bizimkide avazı çıktığı kadar bağırıp koftiden bir sinir krizi havası yaratmış. Mekan diplomatların yaşadığı lüks bir semtmiş adını unuttum bunların yaşadığı siteye yakın. Polis korkmuş salmış hemen. İstisnasız Vietnam'dan getirdiği her tanıdığı bir şekilde ya soyulmuş ya gaspa uğramış. Hatta bir çiftin evine girmişler, ikisini bağlayıp evi yağmalamışlar.  Nasıl bir ülkeye gelmişiz Bao dedim. Güldü. Çok şanslı olduğumu söyledi, yarın Çin yeni yılıymış. Vietnam'lılarda aynı takvimi kullanıyormuş. Bu sebeple herkes tatilmiş 2 gün. Şehir dışında bir kamp yeriyle anlaşmışlar, Tanzanya'da yaşayan tüm Vietnam'lılar orada buluşacakmış. İyi dedim süper olur. Sonra eve gittik. 

Sabah kalkınca ufaktan Vietnam'lı elemanlar damlamaya başladı. Cemiyet içinde Bao oldukça saygın biri zira hepsine iş imkanı sağlamış. Üç araba yola çıktık. Yolda dondurmalarımızı aldık.
Arabayı kullanan eleman Loi, tek kelime ingilizce bilmiyor, Vietnam'dan Tanzanya'ya buz fabrikası açmak için gelmiş. Adamda doğal bir aynı  Pembe Panter deki Peter Sellers gibi ciddiyetten kaynaklanan komiklik var. Tatil boyunca güldüğüne rastlamadım malesef.
Balık pazarına gittik, Bao sağolsun kilo kilo yengeç, kalamar, karides, istakoz ne varsa aldı. Buzların içine koyduk hepsini. 
 Bao sıtma için ilaç kullanıyormusun? diye sordu. Zira Tanzanya kırsalında çok sivrisinek varmış ve sıtma hastalığı yaygınmış.  Sık seyahat ettiğim ve fantastik coğrafyalara gittiğim için Sarı Humma aşımın olduğunu söyledim ama sıtma için havalimaninda adını unuttum sahil sınır hudut güvenlikmiydi neydi onlardan ilaç aldığımı ama altı haftalık ilaç kullanma periodu olduğunu ve bu süre içinde alkolün yasak olmasından dolayı malesef dayanamadığımı ilaç kullanmadığımı söyledim. Ne yapalım sıtma olursak oluruz dedim. Gülerek delisin sen dedi. Yaklaşık bir üç saat yolda gitti. Uzaklaştıkça başkentten ferahladım, kalabalık azaldı.



 Bilardo oynayan gençlere katılmamak için zor tuttum kendimi. Ne güzel açık havada püfür püfür bilardo salonları. Adam olmaz bu çocuklar.

Sonunda kamp alanına geldik. Loi aşçılık hünerlerini gösterdi.
Sofrayı hazırladılar.
Deli gibi, balık, karides, yengeç, kalamar, istakoz Allah ne verdiyse yedik. Bayıldım bu Çin yeni yılına. Bao nun dediği gibi çok şanslı bir adamım.
Yemekten sonra ağırlık çöktü , uzandık yerlere.
 Alayı kumarbaz. O kadar bakmama rağmen nasıl bir oyun anlamadım. Ütülürüm diye tüm ısrarlara rağmen oynamadım. Bao nun yeğeni (bayan olan) tarumar etti hepsini iyi para kaldırdı masadan.
 Güldük eğlendik, fotolara bakıp Antalya'daki günleri yad ettik.
Sonra yorulduk odalarımıza çekildik.
Sabah erkenden uyandım. Sahilde yürüdüm.
Bao , Antalya'da öğrendiği Türk kahvesini pişirdi. Tanzanya'da sabah bol köpüklü Türk kahvesi ve sigara. İlaç gibi geldi, fantastik bir deneyimdi.
Vietnam'lı elemanlar Afrikalı'larla futbol oynadılar.
Bu elemanla ne konuştuk hatırlamıyorum.
Bao, öğleden sonra büyükbaşlar geliyor dedi. Büyükbaşlar kim dedim? Tanzanya başkonsolosu ve mahiyeti geliyormuş. Bao elimi cebime attırmıyorsun bari içkileri ben alayım çorbada tuzumuz olsun dedim. Uzun ısrarlar sonucu kabul etti. Bak Vietnam'lı erkekler çok içer diyede uyardı beni.  Şişe şişe konyagileri (Tanzanya nın efsanevi şekerkamışından yapılan içkisi) doldurdum arabaya .  Büyük şişesi 5000 Tanzanya şilini TSCH  . 2 sene önce kur hemen hemen Türk lirasıyla birebir aynıydı. Sıfırları attığınızda 5TL yapıyordu. Şimdi malesef 6.2 TL 
Tekel bayiinden konyagilerimizi alırken. Rafları boşalttırdım bu kadar ucuz içki bulmuşken.
Ben içkileri almaz olaydım onlarsa  gelmez olaydı.  Sonrası büyük rezalet ve hatırlamak istemediğim detaylar. Ayrıntılar, "Vietnam'lılarla içme teknikleri" adlı yazımda. Bilenler bilir, son yıllarda Vietnam Türk vatandaşlarına , olan trajikomik bir olay yüzünden zor vize koşulları uyguluyor ve nacizane bendeniz içki masasında 6 aylık Vietnam vizesi aldım malesef fırsat bulup kullanamadım. İyide oldu belkide adamlar o sarhoş kafayla gaza gelip konsolosuz biz değip kağıda karaladılar bir şeyler, bizdeki gibi devlet erkanı ağır abi tipleri yoktu hiçbirinde. Kırmızı şapkalı konsolosmu olur, kırmızı başlıklı kız gibi.  Vietnam'a uçakla inip sınırda elimde o kağıt parçasıyla ibiş gibi kalmakta vardı fonda kahkahalar atan gümrük memurları eşliğinde.

Neyse , yüksek miktarda sapıtmamız ve Loi'nin Etna yanardağı gibi arabaya püskürmesinden mütevellit Bao dan fırçamızı yiye yiye eve vardık.  Bir arada korktum ulan harbiden elin konsolosuna sarıldık ettik adamla güldük eğlendik bir slow dans yapmadığımız kaldı. Bunların kültürde devlet büyüklerine bu tip davranışların nasıl karşılandığını bilmiyorumki. Sonradan Bao nun ilişkiler zarar görmesin. Fotoğraftaki bayanda ben elçilik sekreteriyim demişti onda biraz oturaklılık vardı.

 Eve gelince Loi , Bao'ya bir şeyler söyledi. Bao ingilizceye çevirdi,  Loi çok sevmiş beni Vietnam'a gelirsem yaşatacakmış. Aman babacan kalsın , siz Vietnam'lıların yaşatma anlayışı çok farklı alkol komasından gideriz oralarda dedim. Gülümser gibi oldu.
Sabah büyük bir başağrısıyla uyandım ama vicdan azabım baş ağrımdanda büyüktü. hani şu yer yarılsa bende içine girip kaybolsam durumlarından birini yaşıyordum.  40 yaşına gelmişiz yaptığımız işlere bak. İnsanda biraz akıl , mantık, izan olur diye düşündüm. Ayağa kalkmayı denedim başım döndü yeniden yattım yatağa.  Zar zor kalktım, soğuk duş iyi geldi. Çocuklar okula gitmiş , Bao kahveyi hazırlamış. Utanarak günaydın dedim. Halime baktı güldü. Biraz rahatladım dünkü sinirliliğinden eser yok. Defalarca özür diledim, dahada güldü. Ben aslında onlara kızdım , ne zaman batılı bir arkadaşım gelse ortaya alıp, rezil etmek için deli gibi içiyorlar dedi. Aslında uyarmıştıda beni. Ama bu sefer senin içki içme kapasiteni hesaba katamadılar, kendileride mahvoldu diye ekledi. Ve beni çok sevmişler . Hayatımda ilk defa iyi içki içebildiğim için seviliyor ve saygı görüyorum. Kesinlikle Vietnam'a taşınmak lazım. Onlarda hala kendilerine gelememişler. 

O günü ayılmakla geçirdim. Bol bol kahve içtim. Akşama çocuklar geldi okuldan. Bao ben şimdi nereye gideyim , sen yarın yoğun tempolu işine başlayacaksın bir akıl ver bakalım dedim. Zira Başkent sarmadı beni gezilecek bir yeri yok. Şubat ayı Serengeti için en güzel vakitmiş. Andres'te kuzeydeymiş şimdi. Klimanjaro dağı, bir sürü ulusal park, Victoria gölü,  safariler kuzey için seçenek bol.  National Geographic ve türevi kanallardaki safari belgesellerinin yüzde doksanı buralarda çekiliyor izlemekten gına gelmişti. Artı geçen sene Chiang Mai'de;  Mr Noi'yle envai çeşit hayvanatla haşır neşir olmuştum. Şimdi burdakiler uyuşturulmuş veya karnı tok hayvanlarda değil. Arsız , huysuz, aç,  doğal ortamında arslanlar, kaplanlar, filler, timsahlar , zürafalar..... Toz toprak, büyük göç.  Gece kampta işerken bile saldırırlar. Açıkcası korktum ve bu seçeneği eledim. 

 Uganda'yada gidebilirsin . Yeşil bir ülke ve güvenli, kalabalık değil. Ucuza cipte kiralarsın tüm ülkeyi dolaşırsın dedi. Bu seçenek zevkli geldi, cip kirala yak sigaranı güzel bir müzikte koy, dolaş ülkeyi umarsızca hem Uganda'nın telaffuzuda oldukça hoşuma gitti. "Uganda" söylemesi kulağa hoş geldi . 

Birde Zanzibar adası, güzel kumsalları ve doğası var dedi. Orasıda güvenliymiş. Ada fikride cazip,  ama Uganda'ya gidersem portföyüme bir ülke daha eklerim dedim.  Zanzibar'da ülke dedi. Şaşırdım. Evet Zanzibar içişlerinde bağımsız, dış işlerinde Tanzanya'ya bağlı bir ülkeymiş. Yeni bir şey öğrendim. Bununda telaffuzu güzeldi. "Zanzibar" gayet karizmatik.  
Benim için oldukça uzun bi süre olan 10 dakikalık düşünmeden sonra Zanzibarda karar kıldım. "Zanzibar" İki şekilde gidilebiliyor Dar Es Salaam'dan küçük uçaklarla ; yarım saat 100$, feribotlarla 2.5 saat , 35$. Eski feribotlar 4 saat 20$ . Feribotla gideceğim. Azam Marine şirketini öneriyor en güvenilir ve lüksü oymuş.  Benim seyahatten sonra Türkiye'deyken haberini aldım, eski feribotlardan biri 620 yolcu kapasitesi olmasına rağmen 1000 den fazla yolcu alınca batmış.

Yarın seni sabahtan John bıraksın, birde telefon numaramı al , ters bir şey olursa ararsın dedi. Hiç zahmet etmeyin, ben geç kalkarım bir taksi tutar giderim hemde etrafı gezerim dedim.  Hemen internete bağlandım ve couchsurfingden hazırladığım metni; copy&paste yaparak Zanzibar'da yaşayan üyelere postaladım.

Sabah sağolsun Fabiona kahvaltı hazırlamış evde kimse yok herkes erkenden çıkmış. Tembellik başa bela. Kahvaltımı ederken internete bağlandım. 8-9 kişi cevap dönmüş. Cep telefonlarını kaydettim. Sigaramı yakıp düştüm yollara. Kapıdaki güvenlikten taksi çağırmasını rica ettim.
Taksilerde taksimetre gibi şeyler yok pazarlık usulü. Feribot iskelesine 35.000TSCH yani 35TL fiat çekti. 20 atarım babacan dedim. 25'e anlaştık. 

İskele kalabalık, 
Bağrış, çağrış, değnekçiler, hanutçular cıvıl cıvıl, mis gibi bir Afrika günü. Allahtan pasaport ve paraları zulalamışım, bu kaotik ortamda her şey olur.
Sora Sora , Azam Marine şirketini buluyorum, kapıda pompalı tüfekli, cool güvenlik görevlisi.
Biletimi alıyorum, saatte bir kalkıyor , en son 16:30 da. Feribota yerleştik. Yanımıza kusma torbalarıda verdiler her ihtimale karşı. 
Zanzibar'a doğru yola çıktık. Bao'yla kamp öncesi deniz ürünlerini aldığımız balık pazarının önünden geçtik.
Oturmaktan canım sıkıldı biraz dolaşayım hemde sigara içerim dedim. Arka tarafa indim. Kalender bir Tanzanya'lı elinde aynı  eskiden 302 s mercedes otobüslerde  plastik poşette servis edilen suya  benzeyen konyagiyle demleniyordu.
 Cebinden bir tane daha çıkardı bana ikram etti. Bende ona sigara ikram ettim. 
Zanzibar'a geldik. Farklı bir ülkeye giriyorsun gibi pasaport kontrolü, vize veriyorlar, para istemediler. Birde Sarı humma aşı sertifikasını göstermek zorunlu, Tanzanya'ya indiğimizde istememişlerdi. Olmamışsanız  yapıyorlar hemen. Buralarda salgınmış ve öldürücü bir hastalık. 


Yine değnekçi, hanutçu, komisyoncu güruhunu atlatarak iskelenin hemen sağındaki Freddie Mercury bara oturdum. Bir bira söyledim. Üniversitedeyken meşhur Queen topluluğunu solisti Freddie Mercury'in Zanzibar doğumlu olduğu aklımda kalmış. Malesef o zamanlar Zanzibar'ı İngilterede bir semt adı sanıyordum. Burada milli kahraman kendisi.
Biramı söylüyorum , Klimanjaro  (2000 TSCH)  
Yanıma at hırsızı kılıklı biri geldi. Jambo mambo diyerek direkt konuya girdi. Esrar, haşhaş, kokain , eroin, hap ne istersem var. Tanzanya'da suç oranı yüksek mecbur kapılar kapalı seyahat ediyoruz, Zanzibar'da güvenli ama barda aleni uyuşturucu satıcıları yanınıza oturuyor. Enteresan ülkeler var yeryüzünde. İşin tuhafı mekan sahibide ses çıkartmıyor komisyonunu alıyordur. Ağır alkol ve sigara bağımlısı olmama rağmen kimyevi her şeyden nefret ederim.  Ömrümde ne antidepresan ne uyku hapı kullanmışlığım vardır, mümkün olduğunca kaza filan geçirmedikçe yada bayılmadıkça doktorada gitmem hastahane fobim var.  Buradan gençlere tavsiyem uzak diyarlarda bu tür atraksiyonlara girmeyin , yazık etmeyin kendinize bu kadar aleni satılıyorsa; uyuşturucu satıcıları, mekan sahipleri, yerel polis hepsi saç ayağıdır. Her türlü bela gelir başınıza. Gülerek, kibarca adamı kırmadan incitmeden sağol babacan ben biracığım dedim. 
Üstelemeden kalktı gitti. Ve seyahat boyunca onca turistin arasında nokta atışı yaparak Zanzibar'ın tüm uyuşturucu satıcıları yanıma gelip hap, kokain  filan satmaya çalıştılar. Arkadaş ne potansiyel bağımlı tipi varmış bende kendimden tiksimdim , nefret ettim.
Garsonu çağırdım, Couchsurfing'den dönüş yapan Zanzibar'da yaşayan üyelerin listesini çıkardım, 1 dolar vererek kendi telefonundan ilk kişiyi aramasını rica ettim. Mahmoud açtı telefonu, birader ben Freddie Mercury bardayım atla gel dedim. Tamam geliyorum  dedi. Şanslı günümdeyim birde bir.

 Mahmoud geldi. Hoşsohbet , sempatik biri. Alkol ve sigara kullanmıyor , cola söyledim ona. Gerçek Zanzibar çocuğu , yiğidin harman olduğu yerden. Tanzanya 'nın gsm şirketi Zantel'de uzun yıllar çalışmış. Sonra sıkıldım dedi, bir anda bırakmış işi. Şu anda işsiz ama Zanzibar'a göre oldukça iyi para kazanıyormuş, birikimini yapmış, rahat rahat yaşıyor burada. Oda beni sevmiş olacak hadi bende kalırsın dedi.  Daladala denilen yerel minibüslere bindik. Evi adanın merkezi Stonetown'a 45 dakikalık mesafede , minibüsler devamlı dur kalk yapıyor.
Turistik Stone Town'un arkasında gerçek Zanzibar var
Çalıştığı sıralar iyi para kazandığından, sazlık kulubeler arasında çok güzel bir ev yaptırmış kendine. Ayrı odam, duşum tuvaletim var. Su deposu, jeneratörü her şeyi yapmış evi için Mahmoud. Ayarlasan olmaz.Bu Couchsurfing fantastik bir şey, hem yerel halkla kaynaşıyorsun hemde ev sahibi hadi git artık diyene kadar   bedavaya kalıyorsun.
Oğlu Hasan'lada iyi anlaştık. Şirin çocuk.
 Uzun uzun Zanzibar hakkında konuştuk. Anlat bakalım dedim nerelere geldim ben ? Nasıl bir ada burası. Zanzibar, dışarıdan turistlere güzel bir vitrini olmasına rağmen (doğa, plajlar, baharat, hayvan populasyonu, tarih) malesef arka planı ve tarihi sabıkalı. Eskiden Umman sultanlığı bağlı olduğundan nüfusun tamamı müslüman. 1963 te yaklaşık 20.000 Arap ve Hint'linin öldüğü bir soykırım olmuş. Ayrıntılar Wikipedia'da.
Dünyadaki zenginler arasındaki racon , Tanzanya ve Kenya'da yapılan safariden sonra (bu arada Uganda'da pek bilinmeyen ve bu iki ülkeye göre çok daha ucuz ve güzel safari alanları varmış) dinlenmek için Zanzibar'a gelmekmiş. Bu sebepten zengin turistleri kaçırmamak için adaya fabrikasyon turizm sokulmamış. Akıllılık etmişler , Antalya'daki gibi tur otobüslerinin biri gidip biri gelmiyor. Beton yığını alışveriş merkezleri yok.  Hiç bir tesiste açık büfe yok, hep ala carte restaurantlar.  Sırt çantalı gezgin sayısıda azdı.  İşte adanın illegal tayfası, hükümet ve yerel yönetimler oturup anlaşmış. Oldukça güvenli bir ada, gece vakti karanlıkta bayan bir turist rahat rahat yürüyebiliyor, soygun, kapkaç, tecavüz istatistikleri az. Bizdeki gibi turistleri rahatsız eden bir dilenci göremedim seyahatim boyunca. Bunlara karşı aleni uyuşturucu satışı var. Buraya gelecekler için;

ZANZİBAR REHBERİ

** Tabiki "Hakuna Matata" ; Restaurantlarda servis minimum bir saatte geliyor. Sinirlenmeyin olayın akışına bırakın kendinizi.

** HIV çok yaygın. Resmi rakamlara göre nüfusun %12 si HIV virüsü taşıyor ama Mahmoud'a göre bu rakam en az %20 . Her 5 kişiden biri AIDS hastası. Genç gezginlere önemle duyurulur.

** Zantel Sim cardı alın, çok ucuz. 500 TSCH simcard artı 4500 TSCH kredi yükletin bana bir hafta yetti. Türkiye'yi arayabiliyorsunuz.

** İklim güzel, 30-36 derece civarında rutubet yok. Tanzanya'daki kadar sivrisinek bulunmuyor siz yinede benim gibi aptallık etmeyin sıtma ilacınızı kullanın ne olur ne olmaz. Sinek kovucu ilaçlarda ısırılmanızı engelliyor.

**Ülkenin enteresan bir özelliği var 2001 tarihinden önce basılmış dolarları kesinlikle kabul etmiyorlar . Saçma ama dolarlarınızı yanınıza alırken buna dikkat edin. Kredi kartı yaygın değil ve atm lerden para çekmeye çalışmayın 800 tl mi 6 ay sonra Türkiye'de  alabildim türlü bürokratik işlemler sonunda. Hesabımdan düştü ama Atm parayı vermemişti. Neyse alabildim sonunda.
**Yanınızda el feneri bulundurun. Sık sık elektirikler gidiyor. Karanlıkta işinize yarar.

**Sarı Humma aşısı mutlaka olun, yakalanma riskiniz var.

**Uyuşturucu satıcılarına "Selamün Aleyküm" dediğinizde utanıyorlar, yakanızı bırakıyorlar. Yerel halkada bu şekilde selam verin. Hemen yardımcı oluyorlar din kardeşlerine. 

**Alışverişlerde sağlam pazarlık edin. Arap asıllı olduklarından kazıklama konusunda bize benziyorlar.

**Dilleri Shawili ve Arapça karışık bir şey.

Bu güzel ve aydınlatıcı sohbet sonrası yattık uyuduk. Sabah , kahvaltımızı ettik. 
Kahvaltıdan sonra, buranın turistik yerleri nereler Mahmoud dedim. Bloga malzeme lazım. İşte saydı durdu, ayrıntılar burada. Köle adası ilgimi çekti. Zamanında köleler ilk bu adada karantinaya alınıyormuş, belli bir süre bekledikten sonra gönderilecekleri yere gidiyorlarmış. Tamam dedim ben buraya gidip bir bakıyım, dur dedi benimde canım sıkılıyor zaten işsizim birlikte gidelim dedi. Atladık bir daladala ya sahile indik.

Tanzanya'da kampta içerken, ona buna devamlı sigara dağıttığımdan 3 günde 2 karton sigarayı bitirmişim. Mahmoud önce sigara alalım diyorum, sigara ucuz, bir karton kısa marlboro 25.000 TSCH , Mahmoud'a cola kendime bira alıyorum 3000 TSCH 

İlk bir kayıkçıya gittik, kendi dilinde konuştu bir şeyler, sonra döndü başkasına bakalım dedi. Niye dedim fazla fiat çekmiş ada yakın dedi.  Sonra bu kayıkçıyla 10.000TSCH ye adaya gidiş dönüşe anlaştık.
Adadaki büyük kaplumbağaları görünce köle zindanlarının fotosunu çekmeyi unuttum. 
Stonetown'a geri döndük. Kapı süsleme sanatıda meşhurmuş Zanzibar'da. StoneTown'u Antalya kaleiçine benzettim aynı dar sokaklar. Diğer turistler için enteresan ama bana normal geldi. Tabi yine bir kaç kişi uyuşturucu alırmısın diye etiket oldu. Mahmoud'un tavsiyesiyle Selamun aleykum dediğimde ikiletmeden gittiler.


Bir anda aklıma geldi Bao ya ararım diye söz vermiştim. Bir gün geçmiş geleli. Bana bir sim kartı alalım dedim. Zantel aldık. Bizim gsm cilerin akside sim kartları açık havada satıyorlar. Bao'yu aradım merak etme iyiyim ben dedim. Dün vardığında niye aramadın, nerede kaldın merak ettim diye fırça attı. Allah eşi Andres'e sabır versin. Vietnam'lı kadınlar bizimkilerle yarışır. Zanzibar'da her akşam arayıp rapor verdim.
Afrika'da meşhur olan Zanzibar müzik festivali vardı. Giriş 25$. sonra gideriz dedik ve bir türlü gidemedik. Aslında ilgimide çeker bu tür festivaller , nedense yeme içme daha cazip geldi. Daha sonra Antalya'da ağırladığım Fransız müzik menajeri Marrie şaşırmıştı, oralara kadar gittin , kaç gün adada kaldın ve böyle büyük bir festivale katılmadın diye. Grubuyla birlikte kendide oradaymış ben Zanzibar'dayken. Dünya çok küçük. 

Cafe de otururken yanımızdan yöresel kıyafetli, uzun boylu biri geçti. Mahmoud'a bu Massai'mi dedim. Gülerek, semtin uzun boylu yakışıklı çocuklarını seçiyorlar, yöresel kıyafetleri giydirip Massai diye kakalıyorlar dedi. Üstüne birde şu hoplamalı zıplamalı Massai dansı yapmak için tonla para ödüyorlarmış. Gerçek Massai'ler buna tenezzül etmez takar mızrağı dedi. Zengin yaşlı bayan turistlerin yanında poşetlerini filan taşıyıp muhtemelen jigololuk yapıyorlardı.
 Dolaşa dolaşa güneşi batırdık.

 Her akşam meydanda , evening market denilen deniz ürünlerinin satıldığı tezgahları kuruyorlar. Akıllara zarar bir şey. Deniz ürünleri Türkiye'ye göre bedava.  Çoğu Mahmoud'un arkadaşıydı yemekleri bol kepçe aldık. Deli gibi yedim.
Resmen cennette gibiydim. Ahtapot şiş 2000TSCH, kalamar 2000TSCH, istakoz 3000TSCH
tabak tabak götürdüm. 
Zanzibar'ın pizzası meşhur. Bizim gözlemeyi andırıyor. Yapımı daha artistik içine basıyorlar deniz ürününü. Tanesi 2000TSCH. Gırtlak bakımından cennet bu ada sırf deniz ürünü yemeye gelinir.



Bir büyük şişe konyagi aldım. 6000 TSCH. Dar es Salaam dan uzaklaştıkça fiatlar artıyor. 

Eve geri döndük. Bahçede  içki ve sigarayı benim içmeme rağmen Mahmoud arabeske bağladı. İşte morali bozukmuş, işten niye çıkmış, çıkmasada atılacakmış zaten burada canı sıkılıyormuş. Yapacak bir şey yokmuş. Hafiften sarhoş olmanın etkisiyle ; "Sen ne diyorsun değişik?" dedim. Şu fani dünyada hayatından şikayet edeceğin en son kişiyim , bir ortaokul ve bir üniversiteden atıldım, atıldığım işlerin sayısını unuttum, Kariyerimin dibine vurdum,   atm leri açıp elimde bir aletle hava üflüyorum, kariyerinin zirvesindeki arkadaşlarım şu anda Fransa da Eiffel kulesinin önünde "haberim yokmuş gibi çek kanka" diye poz veriyor, Louvre müzesinde hmmm diye dolaşıyorlar, İtalya'da rönesans sanatçılarını değerlendiriyorlar, Londra'da Piccadily Circus ta piyasa yapıyorlar, Prag ve Budapeşte turundalar ve bunları facebook'ta paylaşıyorlar dedim. Ben ne yapıyorum ekvator çizgisinde Afrika'nın orta yerinde senin ağlamanı dinliyorum. Git bir avrupalı couchsurfing üyesine veya benim arkadaşların emailini vereyim onlara şikayette bulun.  Bir anda ikimizede gülme krizi geldi. Kahkahalarla uyandırdık komşuları.   Morali düzeldi keratanın.

 Sabah neşeliydi Mahmoud artık brother (kardeş) diyordu bana. Çok güzel meyve suyu kokteyleri yapmıştı şimdiye kadar, sabahlarıda meşhur ispanyol omleti. Yürü dedim bugün meyveler ve yumurtalar benden. Pazara gidelim. Atladık daladala ya semt pazarına gittik.
"Haberim yokmuş gibi çek brother" dedim
Bu meyvenin adını unuttum, kokusu kötüydü ama Mahmoud'un dediğine göre meyve kokteylinde olması lazımmış. 1000TSCH/kg
 Ananas bol ve ucuz. 500 TSCH/kg Ağzım yara oldu devamlı ananas yemekten.
 Muz 500TSCH/kg .  bu fiatlar Mahmoud'la birlikte gittiğimiz için yerel halk fiatları. size kaça satarlar bilmiyorum.
Aldıklarımızı Mahmoud'un arkadaşına emanet edip dolaşmaya başladık. Tabiki yine yanıma bir kaç kişi geldi, haşhaş - kokain. Selamun Aleyküm deyince hemen uzaklaştılar.

 Yolda şekerkamışı suyu içtik, bunu fermante edip konyagi de yapıyorlar.
Dolar bozdurdum. 100 dolar ve üzeri bozdurursanız yüksek kur uyguluyorlar. Adada sık sık elektirik kesildiğinden elektronik pek bir şey kullanmıyorlar. Bence en güzeli.
 Dolaşırken, araba kiralama yerleri dikkatimi çekti. Suzuki cipler günlük 60$ - 70$ arası.  Şartlarından kıllandım. Bizim seksen ve doksanlarda kullandığımız manuel slip makinalarıyla kredi kartınızdan 1000 $ kesiyorlar. Pasaportunuzu alıyorlar. Sigorta dedim , öyle bir şey yokmuş hasar olursa usta yapıyor biz ödüyormuşuz. Oldu canım dedim 10$ lık hasar olsun, Zanzibar yeni sanayiden Abbas usta dayasın 100$ lık faturayı. Ödemezsen 1000$ lık slip ve pasaportun adamda. Mahmoud da hak verdi resmen enayi yerine koyuyorlar turistleri.
Omlet için yumurtacıya gittik. Fiatını unuttum .

Aldıklarımızı taksinin bagaja doldurduk eve doğru yola çıktık. Taksi 5000TSCH Bugün tembellik yapacağız bahçede.  Mahmoud cidden nefis meyve suyu kokteyleri yaptı. Sohbet ettim , çocuklarla oynadım. 
Konuşurken ya ilerde bir tanıdığımın eski bir suzuki cipi var. Belki ucuz yollu bize kiralar dedi. Kalk gidelim. Selamun Aleykum, Aleykum Selam Mahmoud girdi konuya. Tanıdığı, günlüğü 15$'a veririm sana, kredi kartı , pasaport filanda istemedi ben Mahmoud'u tanırım  dedi.  Eyvallah dedim buyur abiciğim 5 günlük parayı peşin veriyorum ve o mübarek elini öpeyim dedim.  Cipimizi aldık. Hadi Brother dedim, gün bu gündür Stonetown da piyasa yapacağız, kardeşin sana öğretsin nasıl ara gaz verilir, nasıl yarım debriaj yapılır , nasıl el freni çekilip spin atılır. Geçtim direksiyona , hızlı ve öfkeli modunda pati çekerek havalı bir kalkışla yola çıktık. Köşeyi dönünce cip stop etti.  Korktum; dakika bir gol bir, motoru filanmı yaktık Brother dedim. Havamız söndü tabi. Seyahatimiz boyunca ya karbüratör tıkandı ya akü bitti. Bir yerde uzun kalacaksak nöbetleşe cipe gidip akü bitmesin diye çalıştırdık.İtmedede bir sorun olmadı, nerede olursa olsun bir anda beş on kişi bitip cipi itmeye başlıyorlardı. Yardımsever millet.
Adanın eni 60km boyu 80km . Brother yarın ben sabahtan yola çıkayım sana yük olmayayım dedim. Kesinlikle olmaz sayende moralim düzeldi , can sıkıntısından ölüyordum bende geliyorum dedi. Günübirlik gideriz , eşyalarınıda atarız cipe , kafana göre bir yer bulursan ben seni bırakır dönerim dedi. Cazip teklif, tamam dedim yarın sabahtan çıkalım yola.
Sabah depoyu fulledik. Benzinin litresi 2.200 TSCH. Afrika'da okyanusta bir adadasın, petrol kaynaklarına km'lerce uzaktasın. Petrol üreten ülkelerle çevrilmiş memleketimin yarı fiatına benzin alıyorsun. İnsanın  ana avrat dümdüz gidesi geliyor. Alkol ve sigaradada durum aynı.
Neyse ; Mahmoud alacaklarını burdan al yoksa adanın diğer yerlerinde fiatlar katlanıyor dedi. 2 karton sigara aldım, Mahmoud'a cola kendime bira, suda aldık. Zanzibar'da çok sevilen Bi Kidude'nin kasetini koyduk  sesi açtık sonuna kadar neşemizi bulduk. Hayat güzel be Brother dedim. Rota filan yok kafamıza göre dolaşıyoruz, üçüncü birayı içince direksiyonu Mahmoud'a verdim.
Kelebek çiftliğinde durduk. Güzeldi kelebekler , çicekler , böcekler filan.

Sonra baharat çiftliği vardı. Turistler arasında bayağı popüler. Bende ne Sri-Lanka'da ne Tayland'da şu baharat çiftliği aktivitesini sevemedim bir türlü. Devamlı sırıtan biri dolaştırıyor sizi, çeşit çeşit baharat, meyve , sebze tattırıyor sonra yarışma gibi soruyor, bu nedir şu nedir ulan tadını şeklini bilsen ingilizcesini bilmiyorsun. Hep stress oluyorsun. sonra yolunacak kaz misali hep beraber satış mağazasına giriyorsun. İşte şöyle faydalı buna iyi geliyor . Mahmoud'a düşüncelerimi anlattım. Güldü.
Sonra Jozani Ormanına gittik. Burayı sevdim. Endemic bir tür ,  sadece Zanzibarda yaşayan  Red colobus maymunun doğal yaşam alanı. Bayıldım bu maymunlara, gayet efendi,  hırlamayan, tıslamayan mis gibi hayvanatlar . Koala misai dalda yatıyorlar tüm gün. İnsanlardanda korkmuyorlar. Al işte safariyse safari , National parksa national park, toz toprak yok, ısırılmak yok, stress yok. İzle gitsin maymunları.


Akşam Stone Town'a döndük. Yine Evening Market yine konyagi, yine bahçede sigara   ve yine kahkahalar eşliğinde sohbet.
Sabah kahvaltı ve yola çıkış. Bugün istikamet adanın kuzey ve kuzeydoğusu. Yol boyu köylerden geçtik.

Adanın bu kısımındaki aktiviteler, daha çok deniz sporları odaklı dalış kulüpleri, yunuslarla yüzmek, açık deniz balıkçılığı filan. Mahmoud , okyanusta yunuslarla yüzmek istermisin dedi, huylanırım dedim. Geceliği 200$-300$ dolardan başlayan safariden dönen zengin turistler için lüks bungalowlar, barlar, deniz üzerinde restaurantlar. Adanın en kalabalık tatil lokasyonu burasıymış, zenginler için her türlü lüks var,  tabi bir pazar günkü Antalya - Konyaaltı sahiline nazaran oldukça tenhaydı.
Burası sarmadı Brother dedim. Tamam dedi yarın adanın doğusuna bakalım.
Sabah kahvaltıdan sonra yine düştük yollara, adanın doğusunda Paje diye bir yere geldik. Bomboş, kilometrelerce kumsal, bayıldım aynı Sri Lanka'nın güney sahilleri kafa dinlemek için birebir. Brother bulduk, işte  burada indiriyorsun beni dedim. 
 Otellere bakmaya başladık. Fiat konusunda hiçbir standart yok. Kafalarına göre fiat çekiyorlar. Görece lüks bungalowların olduğu bir tesise gittik oda başı 200$ dediler. 200$ a  neyin pazarlığını yapacaksın. Nispeten iyi kalınacak standartlarda bir yere baktık sahilden uzak kasabanın içindeydi 80$. Hostelmi , bungalowmu ne olduğunu anlamadığım bir yere baktık bungalowda iki ayrı yatak yerler kum kişi başı 50$. Tuvalet banyo ortak. Bir sürü yere baktık ucuz olanlarda kalınıcak gibi değildi. Ümidim tükenmişti, hadi şurayada bakalım dedik. 
Kilima Kidigo guest house, bungalowlar , odalar gayet güzel. Tabiki beğendiğimi hiç belli etmedim. Fiat ne kadar dedim Ramsey namı diğer Ramazan (adadaki gençler ilk kendi uydurdukları ingilizce isimlerini söylüyorlar, kırk yıllık Ramazan oluyor sana Ramsey) gecelik 60$ dedi. 
10 gün kalıcam , günlüğü  30$ dan 300$ ı hemen takdim edeyim babacan dedim. Ciddiye bile almam tarzında suratıma baktı. Ki haklıydı gezdiğimiz oteller arasında fiat/performans oranı bakımından en iyisiydi. Kıyasıya bir pazarlığa tutuştuk , aslında ben kendi başıma tutuştum. Zira zorlamasına rağmen gitmiyordum. Önerdiğin fiat saçma diğer otelleri görseydin hemen tutardın odayı dedi. Valla diğer otelleri bilmem ilk bu otele geldim diye yalan söyledim. Tamam sevdim seni sütoğlan 40$ veriyim bari dedim. Patronu aramam lazım dedi. Mahmoud'ta bu tür pazarlıktan stres olmuştu. Alışkın değil adam çingene pazarlığına, havamda olursam iyi yaparım bazende üşeniyorum. Patron okeyi vermiş. Parayı sayıyordumki sonra verirsin dedi, el sıkıştık anlaştık. Sotede bir oda seçtim. Duşu tuvaleti  var. İçime sindi tatili burada noktalamaya karar verdim.




Mahmoud'la yemek yedik.  Fiatlar Stonetown'a göre pahalı Türkiye ye göre ucuzdu. Elimizde balık ve kalamar var dediler. bira burada 3000 TSCH. Toplamda 25.000TSCH tuttu. Servisi Ramazan yaptı, 20$ bahşiş verdim.  

Delimisin sen , bir saat pazarlık ettin şimdide nerdeyse yemeğin iki katı bahşiş bırakıyorsun dedi. Birader biz Türk'üz pazarlık ayrı bahşiş olayı ayrı. Yavaş yavaş öğreneceksin bunları. Zanzibar'da Türk leri bilmiyorlar malesef. Yunanistanın sağında değin. Hem burada 10 gün kalıcam iyi hizmet bekliyorum. Diğer garsonu gösterdim oda kendine Henry dedirten Hasan'dı. Parayı indra gandi yapma arkadaşlarınla paylaş dedim. İkiside sağlam çocuk çıktı Paje'de çok iyilikleri oldu bana.
Ramazan, tam bir Zanzibar fırlaması; her işi halletmesi bakımından tıpatıp Osaka'da Tomo'nun yakın arkadaşı "specialist" lakaplı (gerçek adını hiç öğrenemedim) çocuğun aynısıydı. Komisyonunu verdikten sonra adada istediğin her şeyi bulup getiriyor.

Hasan'ın para pek umrunda değildi, gününü gün etmeye bakıyordu. 

Mahmoud, brother cipin kirasının bitmesine daha iki gün var, ben daladala'yla dönerim sen daha dolaşırsın dedi. Çok iyiniyetli bir adam. Hayatta olmaz dedim, cip sende kalsın iki gün piyasa yaparsın Stonetown'da.  Ben buraya yerleşiyorum. Bao gibi oda; her gün arıyorsun ters bir şey olursa ,sonra Ramazan ve Hasan'a ingilizce bu adamın başına bir şey gelirse semtten adam toplar geliriz Paje'ye dedi. Eyvallah Brother görüşmek üzere diyerek sarıldık ayrıldık.
Yorulmuşum, hemen yattım. Sabah erken uyandım. Adada bu tür eski devir kayıklar boldu. Mazot derdide yok. Kimi balığa gidiyor, kimi turistlerle dalışa.
Sahilde yürüdüm, gelgitte oluyormuş sular iyi çekilmiş. Modern tekneler dibe vurmuş.
Uzakta yosun tarlaları var. Kozmetikte ve yemekte kullanılıyorlarmış. Kadınların yanına varınca bağırarak git buradan dediler. İyi tamam dedim. Fotoğraf olayına karşılar anladığım kadarıyla
Geri döndüm kahvaltı başlamış. Oda fiatına dahil. Tropik meyvelerler başlıyorsun, limitsiz termosta çay&kahve, kızarmış ekmek, marmelad, tereyağ,  omlet, wrap dedikleri krepe benzer bir şey . Açık büfe olayı olmaması sevindirici.

Patron gelmiş daha doğrusu patronlar. Jolie ve Jodie adında Güney afrikalı iki kız kardeş işletiyor. Parayı peşin verdim buralarda tatil sonunda veriliyormuş. Olsun siz kendinizi riske atmayın parayı yerim filan ben peşin vereyim dedim. Güldüler. Oteldeki ekstralarda bir defter var oraya yazılıyor çıkarken ödüyorsun. Gün boyu yüzdüm, öğlen uyudum, kalktım bira içtim yemek yedim, yeniden bira içtim. Ramazan ve Hasan'la sohbet ettim. Frekansımız tuttu ; üçüncü gün, birde müslüman olduğumu öğrenince Brother demeye başladılar.  Bende bunların yaşındayken turizm sektöründe çalıştığımdan anlaşmakta zorluk çekmedim. 
Gece konyagi (70 lik şişesi 8000 TSCH ye fırladı paje de) eşliğinde "tüfek mikrop çelik"'i okudum . Zanzibar için yerinde bir seçim oldu. Bazı medeniyetler niye gelişmiş bazıları yerinde saymış. Yazarın ırkçılığı red eden tezine bayıldım . Anna Karenina ilkesi ilede mükemmel bir metafor yapmış. Gezginler için başucu kitabı olmalı.
Her zamanki gibi elektrikler gitti. Tüm ada karanlığa büründü. Yıldızların bu kadar yakın ve gösterişli olduğunu bu yaşıma kadar ışık kirlenmesinden inanın farkedememişim. Samanyolu, yıldız kümeleri , kayan meteorlar bambaşka bir dünyaydı. Keşke fotoğrafçılıktan anlasaydım, çekmek lazımdı gökyüzünü. Saatlerce sızana kadar gökyüzüne baktım, boynum tutuldu, hayatımda ilk defa elektriklerin gitmesinden mutlu oldum. bence modern dünya zihnimize bu şekilde etki ediyor, çok ışık kirlenmesi var. Berrak bir şekilde düşünemiyoruz aynı gökyüzünü göremediğimiz gibi.

Sabah yine kahvaltı. Kahvaltıda George la tanıştım. eğlenceli biri. Güney Afrika'lı, ataları Hollandalı. Safariden dönmüş, Klimanjaro'ya çıkmış. Dağa çıkışta grupta yükseklikten etkilenmemek için günde yarım viagra veriyorlarmış. İlk defa duydum. Her gün düzenli viagra alan grupla ıssız dağa çıkmak bana ters dedim. Güldü. Güney Afrika'da finans şirketi var. Tanzanya , Güney Afrikaya göre  güvenli dedi. Şaşırdım. İşsizlik oranı %40 mış. Kartını verdi beklerim dedi. Hemşerisi patron Jolie'yle birlikte şnorkelle dalmaya gidecekler. Normali kişi başı 10$ , George biz tekneyi komple tuttuk eşimle birlikte gel misafirim olursun dedi.
Önde Jolie oturuyor. Şu iki kız kardeşin profilden bir fotosu yok enteresan o kadar sohbet ettik çekmemişim bir türlü. George un ciddi güneş alerjisi olmasından dolayı robocop gibi giyinmiş. Bayılıyorum bu tip insanlara, güneş alerjin var, tropik iklimdesin ağlamıyorsun sızlamıyorsun, çözüm üretip tatilini yapıyorsun.
 Zanzibar teknelerini sevdim, rüzgarı bir aldımı yılan gibi kayıyor denizde.
Dalış alanına geldik, şnorkellerimizi taktık. Ortam güzeldi su altında, kızıldenizle yarışır. Balıkları izledim durdum.
Tekne giderken okyanusa bakmak terapi gibi geldi bana. Suyu yarması, ışık oyunları hipnotize ediciydi, zihnim dinlendi. Tüm tasa va kaygılardan kurtuluyorsun.
Öğlen gibi otele döndük. bira içerken, Ramazan yanıma geldi, brother sen yemek olayını seviyorsun buranın en iyi restaurantı 2 km ötede Arabian Night's dedi. Tam çılgın bu çocuk , çalıştığı restaurant tan başkasını öneriyor. İyi diyorum akşama giderim 10$ da bahşiş atıyorum , George nın ısmarladığı dalış turunun parası bir işe yarasın bari. Hasan'lada paylaşmayı unutma diye ekledim. Kitabımı okurken odamda dalıp gidiyorum. Öğleden sonra uyanınca; yanıma el fenerimi alıp Ramazanın tarif ettiği yere doğru sahilden yürümeye başladım.

İklim güzel, öğlen sıcağını atlattıktan sonra rutubette olmadığından sahilde rahatlıkla yürüyorsunuz. Akşamda serin bir esinti başlıyor.  

Paje'de süpermarkette varmış. Fiatlar  ikiye katlanıyor burada. Sigara kartonu 45.000TSCH iyiki Mahmoud u dinleyip Stonetown dan almışım sigarayı.
Arabian Nights a geldim. Gelene kadar tabiki bir kaç torbacı uyuşturucu teklifinde bulundu. Arkadaş ne tip varmış bende. Bir bira söyledim. Bira onbeş dakikada geldi, ada genelinde servis çok yavaş, kafayı takmayın yoksa eziyet edersiniz tatil boyunca kendinize. Biramı yudumlarken manzaraya baktım. Burayı sevdim, hem gidiş dönüş kumda 4 km yürüyerek yediklerinizi eritiyorsunuz hemde yemekleri ve manzarası güzel.
Bir bira daha söyledim. Hemen yandaki buzluktan getirmesi yine 15 dakika. Sinirlenmeyeyim diyorumda kendim alsam 1 dakika sürecek. İnsanın çoğu restaurantta şişeyi garsonun kafada kırası geliyor.
 Yemekte neler var dedim garsona. Şu an patates kızartması ve pilav dedi. Balık ve deniz ürünlerinin ne olduğu akşamüstü beşten sonra belli olacakmış. Buda enteresan , restaurantın raconu şu şekilde, siz bir gün önceden veya sabahtan siparişinizi veriyorsunuz, balıkçılar akşamüstü dönünce ne tutmuşlarsa taze taze hazırlıyorlar. Öyle derin dondurucu, şoklama filan yok. Şanslıyımda bugün kimse önceden sipariş vermemiş. Önce 10$ bahşiş verdim,  birader kalamar, istakoz, ahtapot ne gelirse adımı öne yaz ve gözünü seveyim bir birayı onbeş dakikada koyma önüme dedim. Deniz ürünleride gelince hemen hazırlayın zira çok açım , ve aç olunca karşımdakini üzüyorum dedim. Güldü , tamam diyerek kafasını salladı. bende şükran dedim. Şaşırdı, müslüman olduğumu söyledim. Bu andan itibaren tatilim bitene kadar ne zaman Arabian Nights a gelsem serviste bariz bir hızlanma oldu. Hatta benden önce gelenler beklerken bana servis yapılınca utandım.
Balıkçılar gelene kadar kitabımı açtım, manzaraya baktım.
Sonunda balıkçılar gözüktü. Mahsül bereketli  bugün
Garson sözünde durdu, hemen hazırtlattı ahtapot ve kalamarları. Taze taze yedim.
İçkilerimi tazelettim, bir küçükte konyagi söyledim. Toplamda 35.000TSCH tuttu.
Ramazan haklıymış güzel restaurant bayat deniz ürünü yeme riskin yok. Gece oldu  el fenerimi yakarak sallana sallana sahilden yürümeye başladım. Bir sürü yengeç dolanıyordu kumsalda. 
Otele vardım. Gördüğüm kadarıyla Paje'de gece hayatı yok. restaurantlar 22:00 de kapanıyor. Barlarda 24:00 te. Tam benim gibi yaşlılara göre. Bizimkilerin bildiği bir kaç  mekan varmış, gezginlerin ve bıçkın Paje semt çocuklarının takıldığı. Tüm ısrarlarına rağmen onlarada gitmedim. Vetnamlılarla dağıtmam, eğlence kotamı doldurmuştu. Bir "hangover"ı daha kaldıramazdım yaş geçiyor artık. 

Mekana geldim, restaurantı kapamışlar barda kapanmak üzere. Müşteriler yatmaya gitmiş,
oturduk birlikte. Tekne turlarını düzenleyen Hacı adındaki adamda vardı. Biralar benden dedim yazın deftere, şu defter işide aynı kredi kartı gibi cebinden para çıkmadıkca sanki hiç ödemeyeceksin gibi fütursuzca yazdırıyorsun. Ramazan'la Hasan'a sigara ikram ettim.  bir isteğin varmı dediler, Tekne turu, açık deniz balıkçılığı, kıyı balıkçılığı, yunuslarla yüzmek, ot, haşhaş, kokain.  Yalnız sana kadın bulmayız zira bu işi yapan kadınların hepsi HIV taşıyormuş diğer turistleri umursamıyoruzda sen bizdensin dediler. Sağlık durumumla ilgili bu ince düşünceniz için sonsuz teşekkürler dedim. Tekne turu ve kıyı balıkçılığı cazip geldi. Birde şu torbacılarla konuşun kaç kişi içinde yanıma geliyorlar uyuşturucu satmak için , moralim bozuluyor, resmen komplekse girdim tip bozukluğundan. Ramazan gülerek o işi olmuş bil dedi.
Gerçektende Paje 'de bir daha tatil boyunca satıcılar yanıma yaklaşmadı. 

Hacı'ya tekneyi kıyı balıkçılığı için kaça bırakırsın dedim. Hacı tam bir ortadoğu esnafı suratta yavşakça bir gülümseme hiç kanım ısınmadı bu adama. 50$ fiat biçti. Hacı , bu yelkenli ne mazotu var ne masrafı dedim. Temel matematikten başlayalım George'la Jolie hariç dün 3 kişiydik adam başı 10$ olsa komple tekne 30$ olur. Ramazan devreye girdi, pazarlık kavga döğüş 20$'a indirdi fiatı. Hacı asık suratla iyi sabah 06:00 da sahile in öğlene kadar balık tutarsınız dedi. Çünkü Ramazan'a işi düşüyordu, müşteri paslama yüzünden.

Sabah anlaştığımız saatte sahildeydim. Kaptan Abdül'de sahildeydi. Helal olsun dakikmiş.
Tekneyi açığa çektik.
Balık tuttuk.
Kafa elemanlardı. Kaptanımız Abdül. Bu balık tutma işini çok sevdim. 5 gün her sabah 06:00 da balığa çıktık arkadaşlarla.
Tuttuğum balıkları öğlen yedim. Öğlen yemekleri bedavaya geldi bu şekilde. Yarısını personele dağıtıyordum yarısını kendime kızartıyordum. Hazırlama ve temizleme parası almadılar.
Yeniden teknenin suyu yarışındaki ışık oyunlarına bakarak terapi oldum.
Öğlen restauranta gittim. Zanzibarda sandalyelerin hepsi bu şekilde. Öküz derisinden yapıyorlar. Hiç o kabus gibi estetik yoksunu plastik sandalyelerden yoktu.
Mahmoud'la konuştum. Brother Stonetown yıkılıyor, Zanzibar müzik festivalinin en civcivli zamanları atla gel dedi. Eyvallah ama öyle bir konsept yakaladımki  inan burayı bırakasım yok kusura bakma dedim. Bao'yu aradım, yarın tatilmiş gel buraya dedi. Ondanda özür diledim rahatım iyi, sanki  cennetteyim burada dedim. O zaman yarın ben geliyorum , sohbet ederiz dedi.
Restaurantta Hollandalı bir aileyle tanıştım. Klas aileydi safariden yeni dönmüşler. Bunlar dahada çılgın, rehbersiz kendi kiraladıkları ciple ulusal parkta dolaşmışlar. Bir sabah kalktıklarında, çadırdan çıktıklarında koca bir fille karşılaşmışlar. Çok korkmuşlar. Eşi Emma'da fotoğraf sanatçısıydı,  güzel fotolar çekmiş, izniyle blogumda bir kaç fotosunu kullandım. Bira ısmarladım , tuttuğum balıklardan ikram ettim.
Bao için yarına bir oda ayarladım aynı fiattan. Sonra deniz, uyku,  odama çekildim. Gece dışarda kitap okurken bir baktım bizim bitirim ikili, janti giyinmiş odama geldiler. Yürü brother  parti var, yılan olup akacağız ortamlara. Eyvallah gençler çok sağolun, ben kitap okuyacağım dedim. Daha partiye var, gidene kadar kendinizede alın biralar benden. Hasan 10 şişe birayla geldi partide biraya para vermemek için şimdiden bulucaklar kafayı, yuh dedim barı komple getirseydin Hasan. Merak etme brother dedi gülümseyerek, geldiğinden beri o kadar bira ısmarladınki sohbet ettiğin müşterilere, balıkçılara ve bize; içimiz elvermedi senin ekstraları ; hiç dikkat çekmeden gayet teknik bir operasyonla diğer müşterilere eşit miktarda dağıttık dedi. Adisyon gibi şeyler yok otelde bir şeye imzada atmıyorsun istesende bir haftadan sonra ipinucu kaçar takip edemezsin ekstraları , zaten bu zenginlerde tenezzül etmez çingene pazarlığına. Yoksa ekstralarım toplam oda ücretini geçecekmiş. Lan oğlum ayıp filan dedim adet yerini bulsun diye ama hoşumada gitmişti. Takma kafanı, hepsi şirket sahibi zengin tipler, en çulsuzları sen olmana rağmen en fazla sen ısmarladın. Artı 5 gün balık dağıttın hepimize. Adamlar oda ücretinde bile pazarlık yapmıyorlar dediler. Çılgın bu çocuklar. Aferin öğreniyorsunuz raconu diyede ekledim. Yarın çok değer verdiğim Tanzanya'da beni misafir eden Vietnam lı bir arkadaşım geliyor , sakın bir zevzeklik yapmayın dedim. Hoş Bao'ya ters bir şey yapsalar üzülen bu iki afacan olurdu. Bao bunları suya götürür susuz getirir. Bizde yanlış olmaz Brother,  Zanzibar bebesiyiz biz dediler. Bol bol sohbet ettik, ikisininde hayali zengin bir turist bulup avrupa'ya yerleşmek. Şans diledim. Partiye gittiler.

Sabah kaptan Abdül'le son günümdü, öğlenleyinde Bao gelecek. Şansıma son gün iyi balık tuttum. Ustalaşmışız artık. Öğlen otele geldiğimde Bao gelmişti. Yanındada Loi. Büyük süpriz oldu. Tutturmuş bende Cenk'i görücem diye. Yine gülümsemiyor gayet ciddiydi. Yemek yemişler karınları toktu, bira ısmarladım (daha doğrusu  yan masalardan biri bilmeden ısmarladı  Hasan ve Ramazan sayesinde) Servisin hızına kalitesine Bao ve Loi'de şaşırdı. Bao hemen ortamını kurmuşsun burada dedi. Denize girdik, güldük eğlendik. (Bao'yla biz güldük Loi gülümser gibi oldu.) Bao'nun canı çıktı Loi'yle aramızda vietnamca'dan ingilizceye çeviri yapmaktan. Loi bir dahaki buluşmamızda ingilizce öğreniyorsun dedim. Loi'yede bir oda ayarladık.


 Akşam yemeğinde tuttuğum balıkları yedik. Servis yine mükemmeldi.
Loi, Bao'ya çaktırmadan kaş göz işaretiyle bardaki konyagileri gösteriyordu. Bu adam komedyen olmalıydı yanlış meslek seçmiş. Bao farkedince sağlam fırça yedik. Vietnam'ca bağırdı çağırdı. O gece için adam başı 3 biraya izin verdi. İyide etti. Gayet çağdaş ,uygar batı standartlarında bir gece oldu.
Bu arada sağlam balık tutmuşum hepsini bitiremedik, yan masalara yolladık adamlar o kadar biramızı ısmarlıyorlar.
Ertesi gün döndüler, Bao son gün onlara uğrayacağıma dair söz aldı. Andres'te dönüyormuş okul gezisinden. Onuda özledim  sohbet ederiz. 
Benimde ayrılık zamanım gelmişti. Resmen hüzünlendim. Mükemmel bir tatil geçirdim Paje'de. Srilanka nın güney kıyılarıda aynı böyleydi ama çalışanlarla bu derece samimi olmamıştım. Budist olduklarından kültürleri daha farklıydı. Ama bu çocuklar arap asıllı ve Müslüman olduğundan racon ortadoğu mantığıyla birebir benzerdi. Aynı dostluk ve sadakat anlayışı ve aynı fütursuzca üçkağıtçılık ve acımasızlık. Bilmeyen için anlaşılması zor çok karmaşık bir mantık. Bu arada 10 günlük ekstralar 80$ tuttu. günlük 2.5 bira ve 1 tabak kalamar parasına denk geldi.  Hemen ödedim. Sarılıp ayrıldık. Onlarda üzüldü.

Daladalayla Stonetown'a Mahmoud'un evine gittim. Mahmoud kuzeydeki tatil köylerinden birine müdürlük teklifi almış. Ben seni bırakırım dedim. Hazırlandı, komşunun cipini aldık tatil köyüne gittik. Yolda ciddi profesyonel olarak iş görüşmesi için bir sürü tüyo verdim. Alttan alma, kendini ezdirme, prezantabl ol (bir türlü yazamam bu kelimeyi), esnek çalışma saatlerine uyarım falan filan. Türkiye'ye geldiğimde haberini aldım işe kabul edilmemiş.
Mahmoud'u tatil köyüne bıraktım, Stonetown'a geri döndüm, hediyelik eşya için bir adres vermişti oraya gittim. İşte el yapımı küçük kutular, alengirli açılan. Selamun Aleyküm beni Mahmoud yolladı dedim, Türkiye'ye bir şeyler aldım fiatlar, satış fiatının beşte biri, adama gülerek demek pazarlık edip yarı fiatına indirince  havalı havalı blogta yazıyordum ona rağmen kazık yiyormuşuz dedim. Gülerek evet dedi.
Merkezde cipi parkedip amaçsızca dolaştım. Bira içtim , ahtapot yedim.

Mahmoud aradı, görüşme bitmiş. Tamam brother dedim 1 saate yanındayım. Kuzeyde biraz takıldık, sonra Mahmoud'un eve gittik, müzik festivali yalan oldu. Sen 13 gün kal Zanzibar'da Afrika'nın en büyük müzik festivaline gitme, kişisel rekorumdur.

Ertesi gün 16:30 son feribota bilet aldım. Çok sağlam bir dost edinmiştim Zanzibar'da , Tomo gibi bak kesinlikle geliyorsun dedim Türkiye'ye. Sarıldık, ayrıldık, üzüldük.

Son feribot olmasından mütevellit çok yolcu vardı. Zar zor üst tarafta yerimi kaptım oturdum. Sigaramı yaktım biramı yudumlarken yandan Türkçe ses duydum. Bayan olanı durmamacasına konuşuyordu; "işte Süleyman abi tatil köyünde niye yalnız bırakmadı bizi, kendi başına tatil yapmalıydı, ben sana dedim uçakla son gün geri dönecektik, bak nasıl kalabalık zar zor bindik feribota, Dar Es Salaam'da ne yapacağız, nasıl ineceğiz bu kalabalıkta, nasıl taksi bulacağız..........." Yemin ediyorum makinalı tüfek gibiydi. Erkek arkadaşıda gayet karizmatik şekilde ufuk çizgisine bakıyordu. İnanılmaz bir şey hiç haz etmediğim iki Türk  plaza/ofis insanıyla yanyanayım feribotta. Ulan Cenk dedim hiç konuşma usulca kaç buradan kendi kendime.  Malesef yerim güzel ve 2.5 saat ayakta gitmem lazım , kötü bir durumdu.

Çalıştığım şirket itibariyle bu tür plaza/ofis insanlarıyla mecburen temasta bulunuyorum.  Cidden fantastiklerdir. Müdür olunca kırk yıllık rakıyı bırakıp şaraba başlarlar, hemen özellikle yelkencilik veya tenis gibi bir hobi edinirler. Müdürülük hiearşisine göre bu hobi daha az masraflı fotoğrafçılık ve dansta olabilir. Bölge müdürü olunca senelerdir oturduğu semti "mecburen" değiştirenleri bilirim, bir anda seni tanımamazlıktan gelirler. Dostluk , arkadaşlık sıfırdır her şey menfaat üzerine kurulur. Tabiki antidepresan kullanımı artar , terapilere gidilir. Can gürzap tan diksiyon kursları, pr araştırmaları, nlp eğitimleri, özel plaza jargonu............. Liste uzar gider. ama ilk beklenmedik sorunda, göstericiler kapına dayandığında "Bende çapulcuğum" derler , alınan bunca eğitime rağmen donanımsız bir politikacının önünde hazırola geçerler, fırça yerler aşağılanırlar,  kalabalıktan feribota binemedikleri zaman paniğe kapılırlar. Her şey ama her şey menfaat içindir. Yurda dönünce sıfır temas kurdukları yerel halka rağmen, ay canım Afrika çok otantikti şöyle güzeldi böyle güzeldi diye lanse ederler. Baharat kokulu ada, turkuaz renkli okyanusun ortasında falan filan betimlemeler....

Neyse hiç konuşmuyum duymamazlıktan geleyim dedim ama en son Zanzibar'lıları ve genelinde Afrika'lıları aşağılayınca dayanamadım artık. Bak , Amerika'lılar ve İngilizlerde ne kadar kendini cilalasanda seni Zanzibar'lılar gibi görüyor farklı  kültürleri gelişmişlik veya davranışlarına göre aşağılayamazsın dedim. Zira sağlam dostluklar edinmiştim. Onlarda şaşırdı bir anda Türkçe konuşmama. İşte ben öyle demek istemedimde tarzında bir şeyler söyledi. Erkek olanının ismi Ozan'dı bayan olanı unuttum Gülay'mı Gülçin'mi neydi. Ozan büyük bir elektronik şirketinde yönetici mühendis,  Karizmatik takılıyor korkusunu pek belli etmiyor. Aldığı kursların hakkını vermiş, diksiyon güzel, ses tınısı filan ayrıca konuşurken vücut dili, Kenya'da restaurantta timsah eti yemesini anlatışı vs, ama feribot iskelesinin o halini gördükten sonra bariz tedirgindi.  Diğeri  turizm şirketinde çalışıyor. Belli bu tip eğitimler almamış fazla.   Kenya'ya turla  gelmişler galiba , ordan buraya pek anlamadım belki turdan ayrılmışlar . Bunlarla takılan Süleyman abi kimdi o hala muamma.

Senin ne işin var buralarda dediler, Tanzanya'ya promosyon uçuş buldum, başkentte iki gün Vietnam'lılarla takıldım. Zanzibarında telaffuzu karizmatikti ondan geldim, aslında  Uganda nında telaffuzu hoştu kararsız kaldım ,  Couchsurfing'le milletin evinde kalıyorum dedim. Anlamsızca baktılar.

Dar Es Salaam'a geldiğimizde iskelede mahşeri bir kalabalık vardı. Bao iskelede arabayla beni karşılayacaktı. Bayan olan yine başladı ay nasıl ineceğiz, bizi soyarlar, otele nasıl gideceğiz. Tamam dedim birlikte ineriz siz arkamda durun. Jambo mambo diyerek , Mahmoud dan kaptığım taktiklerle kalabalığı yardım.  Bao'yla buluştuk. İnsanlık sevgim ağır bastı, Bao dedim şunlarıda otellerine bırakalım. İkiletmedi sağolsun. Şansa sabaha aynı uçakla birlikte gideceğiz. Neyse otele bıraktık bunları, indirdik. Gittiklerinde Bao; burası Dar Es Salaam'ın en sakat semtlerinden biri dedi, gece yemeğe filan çıkarlarsa kesin indirirler dedi. Muhtemelen bu fırsat sitelerinden ucuz diye internet üzerinden tutmuşlardır oteli. Allah için otel güzeldi (bana göre), semtte her yeri birbirine benzettiğimden tehlikelimi değilmi bende anlamadım. Ne  kadar gıcık kapsamda iki vatandaşımı uyarmam lazımdı. Bao sen kapıları kilitle ben bu iki şaşkını alayım dedim. Neyse otele girdim anlattım durumu, hadi bizle yemeğe gelin dedim. Hemen kabul ettiler.

Diplomatların takıldığı  lüks bir Etiyopya lokantasına gittik.  Zevkli vakit geçirdik. Andres'in okul gezisinde şaftı kaymış, dizinde problem var.  Tam Andres hesabı ödeyecekti, dur Ozan'la ben öderiz dedim. 160.000 TSCH kadar hesap geldi, 20.000TSCH kadarını verdim çok teknik bir hareketle geri kalanını Ozan'a kitledim. Bao'yada göz kırptım. Andres bir şey anlamadı ama Bao hemen çaktı, gülümsedi. Çok zeki bir kadın. Ozan artık taksi parasına ve güvenlik hizmetine saysın bunu.



Uçak gece geç saatteydi, ilk bunların otele gittik, bavullarını aldık sonra Andres'lere. Duş aldım kahve içtik.  Sağolsun Loi'de geldi birlikte havalimanına yolcu ettiler. Bao ve Loi'yle vedalaştık. Burdada hüzünlendim. Check in yaptırdık, bekleme salonunda sevdiğim gezi programı Ayna'nın sunucusunu ve ekibini gördüm.Kamboçya da bir haftayla kaçırmıştım kendisini. Tam konuşmaya yanına gidiyordum, agresif agresif ekibiyle bir şeyler tartışıyordu. Belkide uykusuzluktandı bilemiyorum.  Aynı Mahsun gibi tv deki imajının tam tersiydi. Konuşmaktan vazgeçtim.


Uçağa binerken bizim plaza/ofis çalışanlarının bayan olanının sesini duyuyordum. "Ne güzel Ozan o business class ta gidiyor biz economide" Ozan hala karizmatikti.

Uçağa bir girdim yine yanımda Mahsun fantastik sarışın bayan arkadaşıyla birlikte. Şansın bu kadarı.  Ayna programının sunucusuda business class taydı ekibi yoktu yanında halbuki programlarında economi class ta uçup ekibiyle birlikte devamlı röportaj yapardı.
Kendimi rakıya vurdum. İstanbul'a indik. Bagajları alırken inanılmaz bir şekilde Mahsun aynı Tv deki maço ve agresif tavırlarına büründü. Mantıklı;  çevrede basın mensupları olabilir. Eller cepte cins cins etrafa bakıyordu. Bıyıklı , kel bir adamda bavullarını banttan alıyordu. Mahsun'la  gözgöze  geldik, gülümsedim hafif selam verdim oda gülümsedi. Anladımki aslında imaj her şeymiş. Bu adamınki kesinlikle imaj çalışması yoksa özünde iyi biri.

Bizim Türk çiftle karşılaştım, Antalya uçuşu için daha sekiz saatim olduğunu biliyorlar, hadi görüşürüz dediler koşar adım uzaklaştılar. Aklıma hiç bir menfaati olmadan beni evinde misafir eden Mahmoud , el üstünde tutan elimi cebime attırmayan Bao, türlü türlü kıyak yapan Ramazan ve Hasan geldi. Ve bir yandada feribot iskelesinden oteline bıraktığım, oradan alıp yemeğe götürdüğüm , sonra tekrar bavullarını almak için otele ve en son havalimanına bıraktığım , yurda indiğimiz anda koşar adım giden ülke vatandaşlarım. Menfaatleri bittiği anda kaçıp gitmişlerdi. Ne kadar olmayacağını bilsemde bunlarda işallah şaşırırım demiştim kendi kendime, insan evine davet eder veya dur şurada kahvaltı edelim en azından bir çay içelim diye teklifte bulunur. 
Neyse  hayat bu dedim kendi kendime, THY nin cip salonunda takıldım, kahvaltı ettim , gazete okudum, tv izledim, internete girdim sık sık dışarı çıkıp sigara içtim. 



Sonuç Olarak;

Çok zevkli ve hayat dersi niteliğinde bir gezi oldu. Bazı önyargılarımda yanıldım bazılarında haklı çıktım.

Loi buz fabrikasını açtı. devamlı beni Vietnam'a davet edip yaşatacağını söylüyor.

Andres ve Bao önce Japonya'ya gittiler. Japonya'da buluştuk. Ordada canları sıkıldı Malezyaya geçtiler. Bao hala Tanzanya'da işlerine devam ediyor.

Mahmoud hala işssiz ve bir türlü gelemedi Türkiye'ye.

Hasan başka bir otelde çalışıyor.

Ramazan'dan haber alamıyorum.

Ozan ve bayan arkadaşıyla görüşmedik. Andres ve Bao yada arayıp teşekkür etmemişler.

Artık rakı içerken Mahsun'un şarkılarını dinliyorum, filmlerinide izledim.


Bütçe:

Tanzanya'da kampta aldığım konyagiler 10 şişe 50.000TSCH, taksi parası 25.000TSCH, restaurant 20.000TSCH hariç para harcamadım.
Zanzibar harcamalarını yazıdan hesaplayabilirsiniz. Toplamda 1000$ ı geçmedi. Tabi otelde ekstraların başka kişilere aktarılması bütçemi oldukça rahatlattı.



 

 


















 





17 comments:

  1. bi kaç defa daha yorumda bulunmuştum ama onlar ne kadar guzel yerlere gidip ne kadar eğlenceli yazdığınızla ilgiliydi.. bu seferki yazınızı iş yerinde okumak nasıl koydu anlatamam sağa donuorum iş yuzunden çıldırmış insanımsı bişey sola dönüyorum şef gözümün içine bakıyor ne yapıyorum boş boş diye.. nasıl sıkıntı bastı nasıl darlandım şuan anlatamam hava bozuk soğuk resimler çok cazip off darlandım bak yine :(

    YanıtlaSil
  2. Malesef şu plaza / ofis ler insanların ruh sağlığını bozuyor. Tanzanya , zanzibar gibi ülkelerde insanlar sahip olduklarımızın çok azı ellerinde olmasına rağmen, mutlular. En kısa zamanda bu tip ülkelere tatile çıkabilmeniz dileğiyle!

    YanıtlaSil
  3. abi mükemmel bir yazı. bildiğin bir serüven kitabı yazmışsın. her karesini büyük bir heyecanla okudum. arada yaptığın espiriler gerçektn güldürdü. bence bir kitap yazabilirsin :9 yüreğine sağlık abim tarzın gerçekten çok hoş :)

    YanıtlaSil
  4. 2010'da bloğunu okumuştum ve Japonya'ya gitmek istemiştim, az önce yine aklıma gelince bir bakayım bizim Antalyalı usta nereleri gezmiş dedim ve google-da "gezi japonya kamboçya" aratınca ilginç adresli blogunu şak diye buldum. Yine güzel bir gezi olmuş, tebrik ediyorum. 4 yıl önce yine bu mevsimde okumuştum ve 4 yıl geçmesine rağmen Japonya'ya hala gidemedim :)
    Anywaysss bu yıl sonunda uzun bir gezi planım var, nasip kısmet artık. Zanzibar'ı da ekledim bakalım :))
    İmza:1618

    YanıtlaSil
  5. Haydi isin yoksa Tanzanya bileti aramaya başla :) inanın esimi aradım sen de oku hak vereceksin dedim . Sonuc mü Ekim sonu mevsim uygun mü acaba bı sorsana cenk beye dedi :)) işlem tamam yani Sagolun ....ayağınıza , kaleminize yüreğinize saglık

    YanıtlaSil
  6. Şükran Hanım; inanın hiç bir gezimde "mevsim uygunmu" diye araştırma yapmadım. Atlayın gidin bence, güzel hoş bir ada Zanzibar. İyi seyahatler!!!

    YanıtlaSil
  7. slm i yine ben :)sizin yazılarınızdan sonra paje bölgesini inceledik daha cazip geldi . hostel baktım iyi bir kaç seçenek var . herkes nungwi tarafına gidiyorsa zaten bizim kesin tersine gitmemiz gerekir dedik. Bu arada akılımıza sizin arkadaşınız mahmud geldi . telefonu , email i vs varsa ve de mahsuru yoksa alabilir miyim ? yerel halktan biri ile illa kaynaşırız da , tanış birine rastlamak güzeldir ya hani o açıdan .Ve de çocuklarına eşine bir şeyler götürmek isterim Türkiye den , uygun mudur gerçi fikrinizi de almak isterim .facebook tan da takibe başladım sizi kurtuluşunuz yok :) teşekkürler şimdiden ...

    YanıtlaSil
  8. Gezi notların çok aydınlatıcı..bir kaç gun sonra ordayım...

    selamlar.kemal

    YanıtlaSil
  9. Barış Özgül14 Temmuz 2015 19:32

    Merhaba,

    Bu sene sonundan itibaren muhtemelen Tanzanya'da yaşamaya başlayacak biri olarak yazınızı çok eğlenceli ve bilgilendirici buldum. Her ne kadar Zanzibar üstüne yoğunlaşmış olsanız da acayip keyifliydi okumak.

    Eline sağlık babacan :)

    YanıtlaSil
  10. Eyvallah üstad, valla haklısın Zanzibar üstüne yoğunlaştım, ortam daha güzeldi halkıda kalender. Tanzanya'da iyi şanslar!!!

    YanıtlaSil
  11. Yazınızı okudutan sonra gitme kararı aldım dostum emeğinize sağlık

    YanıtlaSil
  12. Eyvallah dostum, yazılarımın işe yaraması beni çok mutlu ediyor.

    YanıtlaSil
  13. Merhaba Cenk Bey, değerli ve detaylı yazınız için çok teşekkür ederiz, elinize sağlik, ufak bir sorum olacakti, ağustos ayında 2 bayan zanzibar ve safariye gitmeyi planliyoruz, güvenlik açısından sorun olur mu, kredi kartı kullanılır mi, 1 haftalık gezi icin safari dahil uygun bir safari bulduk 1 günlük, ne kadara mal olur, ne kadar götürmek gerek (gerçi yazmışınız yukarıda) ama yemek, taksi, ordaki geziler vb teşekkürler

    YanıtlaSil
  14. Hülya Hanım,
    Tanzanya ve Zanzibar gezisi üstünden beş sene geçmiş. Malesef güncel harcama giderlerini bilmiyorum. Nacizane tavsiyem kredi veya atm kartı vs kullanmayın ben sorun yaşamıştım. Tanzanya da güvenlik biraz sorun lütfen dikkatli olun ama zanzibar güvenliydi.
    İyi seyahatler şimdiden

    YanıtlaSil
  15. Hızlı geri dönüşünüz için teşekkürler, syg.

    YanıtlaSil
  16. Valla ne deyim tek kelimeyle tatilin hakkını doyasıya vermişin.En çokta şu Couchsurfing olayını kıskandım.

    YanıtlaSil