Sayfalar

Recent Posts

Vietnam'lılarla İçme Teknikleri

İçinde bulunduğum durum, Coen biraderlerin film senaryosu gibiydi. Nadir de olsa, gerçek hayat, fantastik kurgudan bile çok daha absürd olabiliyor.

Sri Lanka Gezisi

Sri Lanka'da rehberli araç kiralamanın çok moda olduğunu öğrendim ve bunu Varan'a söyleme hatasında bulundum. Arkadaş çanta taşımaya bile bir sürü söyleniyor, rehber olayını duyunca atladı hemen. Aslında laf ediyorumda gayet mantıklı günlüğü 50$ a anlaştık. Minibüsün benzini, şöförün tüm masrafları (otel, yemek vsvsvsv) hepsi dahil bu fiata

Kamboçya Gezisi

Tayland Kamboçya sınırına (PoiPet) vardık. Otobüsten indiğimizde tuktukçular var sizi sınıra kadar götürüyorlar. Atladık bir tuktuk'a , sınırdan önce vize alınan binaya gittik tuktuk dışarda bizi bekliyor.

AngKor Wat Gezisi

AngKor Wat kozmik evrenin dünyasal bir modeli. Kamboçya’nın bayrağının da simgesi olan Angkor Wat tapınağı, 300 kilometrekarelik alana kurulmuş bulunan Angkor tapınaklar bölgesinin en önemli ve merkezi tapınağıdır. Tapınakların anası.

Chiang Mai Gezisi

Yıllar geçtikçe insan yaşlandığının farkına varıyor. Belirtiler teker teker kendini göstermeye başlıyor. Mesela, artık bir büyük rakı içince ertesi gün rahatsız oluyorum, günde iki paket sigara da zorlamaya başladı. Keza en büyük zevkim olan, Antalya tarafından, Manavgat’ı 5 km. kadar geçince kamyoncuların favori mekanı meşhur Artezyen et lokantasında eskisi gibi bir kilo veya üstü oranlarda et yiyemiyorum. Uykum geliyor hemen.

Hayatın Anlamı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayatın Anlamı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2013/08/24

"Ama sen hiç Şili'liye benzemiyorsun!!!"



Türk Hava Yolları'nın web  sitesinde dolaşırken , hattı yeni açılan Tanzanya'ya business class ta , çok uygun bir promosyona rastladım. Uçuş millerimle hemen biletimi aldım, Antalya - İstanbul arasındaki harcadığım millerden daha azına business class biletimi kaptım hemen. Gerek zengin insanların yaşam tarzına içten içe bir ilgim olduğumdan, gerek uçuş sırasında şampanyayla açılışı yapıp mezeler eşliğinde limitsiz rakı içebileceğimden,  gereksede hep düşüncesizce anlık kararlar verdiğimden işin sonunu pek düşünmediğimden bileti hemen almıştım ama Tanzanya neresiydi??? Afrika'da olduğunu biliyordumda doğudamı, batıdamı , ortasındamı , güneyindemi, tehlikelimi bir yermi, vize istiyormu?  gitmeye değermi ? hiç bir bilgim yoktu.

İlk açtım Dış İşleri Bakanlı'ğının Türk vatandaşlarının tabi olduğu vize uygulamaları sayfasını . Malesef, " Umuma mahsus pasaport hamili Türk vatandaşları ise vizeye tabidir." yazıyordu. Tabi kendi kendime kızarken biraz daha araştırınca uçaktan inişte 50$ a  vizenin alınabileceğini öğrendim. Rahatladım tabiki, kendimi Tanzanya konsolosluğunun önünde elimde belgelerle kaçak işçi olmadığımı ispatlarken bulmak hiç  istemezdim. Prensip olarak konsolosluklarından vize isteyen ülkelere gitmiyorum. Şirketten izin durumunu hallettim . Sonrasında gezi bloglarında Tanzanya'yı araştırmaya başladım. Karşıma tabiki yine büyük gezi üstadı , minimalist insan Bora Bilgin'in sitesi çıktı. Gidip görülesi bir ülkeymiş . Kendi farkında olmasa bile; kişisel bloğunda paylaştığı faydalı  bilgilerle üstada çok borçlandım, umarım bir rakı sohbetiyle borcumu ödeme fırsatı bulurum ilerde.

 Tanzanya'ya gitme sürecim esnasında Şili'li Andres ve ailesiyle tanıştım. Akşam demlenirken Couchsurfing sitesini, açıp ; copy&paste yaptığım metni tüm Tanzanya'da yaşayan üyelere gönderiyordum , kalacak yer veya yardımcı olacak birini bulurum ümidiyle. Andres'ten mesaj geldi, "Şimdi İstanbul'dayım iki gün gün sonra Antalya'ya geçiyorum" diye. Kendisinin Şili'li eşinin Vietnam'lı olduğunu ve iki çocuklarıyla geleceklerini söyledi. Ulan ne oluyoruz dedim kendi kendime. Tanzanya Dar es Selam'da yaşayan , Şili'li bir tarih öğretmeni, eşi Vietnam'lı şimdi İstanbul'dalar iki gün sonra Antalya'ya gelecekler. O kadarda içmemiştim halbuki, şansın bu kadarı fazlaydı. Çevremdekilerin ilgiyle okuduğu;  çokca laf ettiğim, dalga geçtiğim hiç haz etmediğim;  kişisel gelişim kitapları doğru galiba, evren, kuantum düşünce tekniği filan yardımcımı oluyor acaba Tanzanya için. Keşke evrenden bol para isteseydim yanlış davrandık.  Babacan , ne demek çocuklarıda al benim evde yeterince yer var kalırsınız dedim.

Havalimanından benim işim olduğu için, kadim dostum Varan'a aldırdım Andres ve ailesini. Varan denyosuda resmi polis kıyafetiyle elinde "Andres" yazan bir kağıtla karşılayınca hafif bir tedirginlik yaşamışlar ilk başta. Akşam işten eve gelince tanıştık. Andres ; Şili'de doğmuş, Amerika 'da yetişmiş, İnternational School diye bir okulda çalışıyor, okulun dünya çapında şubeleri var, canı sıkıldıkça tayin istiyor. Yine bir tayin sırasında Vietnam'da çalışırken eşi Bao ile tanışıyor. Birbirinden şirin Sebastian ve Ethien adında iki çocukları olmuş. Çocuklar şimdilik İngilizce, İspanyolca, Vietnamca ve Tanzanyanın dili olan Shawili dilini mükemmel konuşuyorlar. Bao ve çocuklar yorulmuşlar , erkenden yattılar. Andres gel bakalım sana hızlandırılmış bir Türk kültürü 101 dersi verelim dedik. Diğer kadim dostum Güney'de geldi.


 Türk sanat müziği, mezeler ve tabiki Rakı başladık sohbete.  O sıralar medyanın  gündeminde Şili'deki maden kazasında mahsur kalmış maden işçileri vardı bende dilim döndüğünce Andres'e kalbimizin Şili deki madenci kardeşlerimizle olduğunu söyledim. Güney araya girdi "Ama sen hiç Şili'liye benzemiyorsun" dedi. Andres'te "Yüzüm gözüm kömür tozu değil belki ondan benzetememişsindir" türünde anglo sakson vari bir espri yaptı. Koptuk tabi hepimiz. Bende "Ulan hayatında kaç tane Şili'li gördünkü benzemiyor diye konuşup duruyorsun" dedim. Gecenin sonuna kadar Güney saptamasının arkasında durdu. Hala Şililiye benzemediğini söyler konu açılınca. Ciddi anlamda hayalindeki Şili'li nasıl bir şey merak eder dururum o günden beri.

Ertesi gün , siz Tanzanya'da soğuğu karı özlemişsinizdir dedim, cümbür cemaat Antalya'daki kayak merkezi Saklıkent'e gittik. Cidden çocuklar hayatlarında ilk defa kar görüyorlardı.



Sebastian'a Varan'ın ceketini giydirdik.


Zeynep'te çocuklar ve Bao'yla çok iyi anlaştı.


Akşam Varan'ların evine gittik. Mangal yaptık. Eşimde çok iyi anlaştı Bao'yla. Bao çok çalışkan bir kadın, Tanzanya'da bir restaurantı ve Spa salonu var. Ekonomik durumları iyi olmasına rağmen dünyayı couchsurfingle geziyorlar, lokal kültürü daha iyi tanımak için bu yolu seçiyorlar. Fatma ertesi gün Bao'yu arkadaşlarının güne götürdü. Haliyle kızlar bayağı şaşırmış Vietnam'lı Bao'yu görünce soru yağmuruna tutmuşlar. Kim bilir ne dedikodular yaptılar?






 Güldük eğlendik, güzel bir geceydi.




Güney hunharca , hoyratça , acımadan götürdü etleri.


Çok sevdiğim dağların arasındaki , Büyük İskender'in fethedemediği tek kent olan Termessos'a gittik.



Sonra yıllardır hep  ıssız bir yerde , doğayla içiçe yaşama hayalim olan yeni aldığım köy evine götürdüm Andres'leri, çocuklar hopladı zıpladı  yapılmakta olan çatıda. ikiside maymun gibiler ödüm koptu bir yerlerden düşecekler diye. Andres te o kadar rahattı merak etme bir şey olmaz diyordu. adam alışmış bu iki afacana.


Akşama Bao birbirinden güzel Vietnam yemekleri yaptı.





Ertesi gün işim olduğumdan Güney ve Varan'a emanet ettim bizimkileri. Antalya'nın muhtelif yerlerini dolaştılar.


 Güney üstün satranç bilgisini Ethien'le paylaşırken.




Çok kaliteli ve anlaşabildiğimiz aile dostlarımız olmuştu. Ayrılık vakti bayağı üzüldük.  Tanzanya ve Japonya'da yeniden buluştuk . Andres; Tanzanya'dan sıkıldığında tayinini istemişti , iki yer müsaitti bana danışmıştı. Hiroşima ve Halep , bende Halep'inde güzel olduğunu ama hiç düşünmeden Hiroşima'yı seçmesini söylemiştim. Doğru tercih şimdi Halep'in durumu malum. Hoş Andres'in yine canı sıkıldı ve Malezya'da şu anda.






2013/08/22

SHIBUMI


“Olağan görünüm altında yatan gizli üstünlük, o kadar doğru bir söz ki, cesaretle söylenmesine gerek yok, o kadar dokunaklı bir olay ki, güzel olmasına gerek yok, o kadar gerçek ki, sahici olmasına gerek yok, bilgiden çok anlayış, ifade dolu bir sessizlik, kendini kanıtlama gereği duymayan alçakgönüllülük,
zarif bir basitlik, büyük bir ruhsal rahatlık ama pasiflik değil, hakimiyet peşinde olmayan otorite, elde edilemeyen ancak keşfedilen bilgilerden geçip basitliğe varmış.”

Trevanian’ın Shibumi adlı romanındaki bu satırları okuduğumda, Japonların uzaydan geldiklerini düşünmüştüm. Herhalde bizim anlamadığımız korkunç bir felsefeleri var demiştim kendi kendime. Aslında haksız da değildim, çocukluğum karate filmlerini izleyip ve sinema çıkışı filmden öğrendiğimiz hareketlerin yolda tekrarlanmasıyla şekillenmişti. Mahallede sopalarla yaptığımız "kendo" çalışmalarının izleri hala durur kafamda.  Ellerinden duman çıkartıp ortalıktan kaybolan Ninjalar kalıcı hasarlar oluşturmuştu o çocuk aklımda. Onur için harakiri yapanlar, sol elinin serçe parmağını kesenler, geyşalar, samuraylar, ninjalar,  “go” oyunu, kamikazeler her şeyiyle değişik bir kültürdü.

2008/07/25

Sevgi Evrendeki En Büyük Güçtür

Şu sıralar işimden sık sık bahsetmeye başladım. Hayırdır işallah. Aslında işin teknik detaylarından bahsetsem epey bir blog yazısı çıkar. Ama inanın içimden gelmiyor yoksa ortaya karışık, switch'ler, router'lar, server'lar, Karel ve Siemens santraller, Hp model pc client'lar , IBM model serverlar, bunların üzerinde çalışan tool'lar ,programlar, Görüntü ve alarm sistemleri, ATM'ler bayağı bi akıl alıcı , vaybe dedirten yazılar ortaya çıkardı. Ama yapamıyor işte deligönül çünkü laf aramızda durumumuz modern amelelikten başka bir şey değil. Birileri hayal kuruyor biz o hayallerin montajını yapıyoruz. İşin süsleme kısmını karizmatik ve yükselme azmiyle dolu arkadaşlara bırakıyorum. Alkışları onlar alsınlar.

Ben işin daha sofistike kısmıyla ilgileniyorum. Olayın Sevgi boyutu benim ilgimi çeken. Diğerleri teknik detay. Yaşamımızı yönlendirmiyor, bize bir şeyler katmıyor. Ruhumuzu içten içe kemiriyor o teknik detaylar. Sevgi öylemidir ama. Sevgi her şeydir, evrendeki en büyük güçtür. Evrenin kilit noktasının yegane koordinat belirleyecisidir. Bir nevi kalbimizin Gps cihazıdır ve sizden hiç bir zaman yeni haritalar yüklemenizi talep etmez. O doğru koordinatı her zaman bulur çünkü mantığıyla yani beyniyle değil kalbiyle hareket eder. Mikro düzeyde herkesin kendine özgü bir sevgi tanımı vardır. Bir yaratıcıyı sevebilirsiniz, bir insanı, bir hayvanı, bir yemeği, bir olayı, bir manzarayı. Ama makro düzeyde o içimizi ısıtan his hep aynıdır.

Şimdi efendim; Temmuz sıcağında Dalaman şubeyi kuruyoruz. Klimacı arkadaşlar saolsun 3 gündür klimaları çalıştıramadılar. Dışarısı 40 dereceyken içerdeki sıcaklığı ölçemiyorduk. Ve tüm hareketlerimiz ağır çekimdi. Birde öğleden itibaren tüm güneş şubenin içine vuruyordu. Postmodern bir sauna ortamında artı nem oranı tavan yapmışken kendimi şubenin dışına attım. Ve şubenin karşısındaki taksi durağında gölgelik bir yere oturup , önce yüzümü gözümü yıkadım sonrada bir keyif sigarası yaktım. Ve tam o anda , şapka devriminin ilk başladığı yer olan güzide ilimiz Kastamonu'lu ; şubenin inşaatından sorumlu güzel insan Yaşar Ustamızı şubenin üstündeki apartmanın çatısında bağırırken gördüm.



Yaşar ustamız klimacılarla çatıya dış üniteleri montaj için çıkmıştı. Abartı ve yalan yok aynen şöyle bağırıyordu. "Sev Beni, Sevin beni. Sevmenizi istiyorum. Beni sevin" İşte bu güzel insan sevgiye açtı, sevgi arzısıydı. Sevmek ve sevilmek istiyordu. Biliyorduki sevgiyle sıkıntıları azalıcaktı. Sevgisi paylaştıkça büyüyecekti. Yoksa öğle vakti güneşin altında, çatıda niye bağırsınki. Gönlünün Gps haritasını yükleyemiyordu.

İşte o an hayatın anlamını kavradım. Hayat basit şeylerden zevk almaktır. Temmuz güneşinde, gölgelik bir yerde suratınıza vuran meltemi sevmek, kafanıza döktüğünüz suyu sevmek, basit şeyleri sevmek.

Bunları hatırlattığın için teşekkürler Yaşar Usta.


Evrendeki En Büyük Güç Sevgidir.

2008/03/21

Hayatın anlamını kablolarda aramak. Veya Turk işi Amerikan işine karşı

Geçenlerde ; yine bir şube kuruluşunda, önümdeki kablo yığınına bakıp kısa süreli bir transa geçtim. " ulan ben nerdeyim?, ne işim var benim burda?, bu kablolar ne?" tarzında bir sinir buhranı geçirdim. Neyse arkadaşlar sağolsun kısa sürede topladım kendimi.



Şimdi efendim , başka bir yazımda ayrıntılı şube kuruluşundan size bahsederim. İşte bu utp kablolar masalardan geliyor. aşağıda sistem odasında data paneline çakıyoruz hepsini. vsvsvsvsvsvs Bir insanın kariyerinde gelinebilecek ve zevk alabileceği en uç nokta. Parayla satın alamazsınız o zevki, üstüne birde para veriyorlar.
Bu kablolara bakarken hayatın anlamınıda düşündüm. Hayatımız bu kablolar gibi. Karmakarışık. Onlara şefkatlide davranabiliriz veya tekmetokat dalıp hadlerinide bildirebiliriz. Soğukkanlılıkla bütün düğümlerinide çözebiliriz. sorun çıkartana zalim davranıp kesip biçebilirizde. Tamamen bize bağlı. Ama tabiki hayat daha kompleks ve karmaşık , sonsuz sayıda kablo ve olasılık var.

İkinci aklıma gelen düşünce ise; acaba Amerika 'lı meslektaşlarım nasıl kablolama yapıyor diye merak ettim. "İki resim arasındaki 7 fark" tribi gibi bir şey oldu. Tabiki bu farkı hayat felsefesine indirgeyemeyiz. Biz kafayı gömdükmü mahvederiz Amerika'lıları.

Şimdi efendim biz Türk'lerde ; elimizde bir kontrol listesi , şunları bunları yaptım diye bir liste yoktur. Ordan yapılan işlerin yanına, ok diye veya işaret koymayız zaten deminde dedim listemiz yok.
Ayrıca kablolarla romantik ilişkiye girmeyiz, yüzgöz olmayız. Tekmetokat dalarız bodoslama.



Ama elin Amerikalı'sı öylemidir. O kadar salaklardırki, ellerinde kendi değimleriyle bir checklist , yaptıkları işleri yazar dururlar. Salaklıktan akıllarında tutamazlar hiç bir şeyi . Birde efenime davranışlar, kabloyla romantik ilişkiler. Tamamiyle saçmalık.



Biz; bir kablo sorun çıkartığında, kulağından tuttuğumuz gibi çekeriz. Sonrası ya sorununu çözeriz yada diğerlerine ibret olsun diye keseriz. sistem odasının bölünmez bütünlüğünü hiç bir kabloya bozdurmayız.



Bir amerikalı; sanki başka işi gücü yokmuş gibi tek tek bu kendini bilmez kablolarla ilgilenir. Sevgi manyağı yapar onları.



Biz; kabloları şöyle güzel bir şekilde karıştırır, dürer, üstüste yığar daha sonra açarak yükseltilmiş tabanın altına saklarız. Niye? çünkü biz zekiyiz. Ortalıkta kablo yoksa sorunda yoktur.





Tipik bir amerika'lı ise; onları renklerine kodlarına ayırır. Onlara bir şahsiyet bir kimlik verir. Kendi iç dünyasındaki zavallılığı , bu şekilde bastırmaya çalışır.



Sonunda şubeyi kurarmıyız? Kurarız.
Sorun çıkarmı ? Çıkmaz
Bize aferin eline sağlık diyen olurmu? Olmaz
Sistem odasına giren bir şey anlarmı? Anlamaz
Şube çalışırmı? Sıkıysa çalışmasın.
Kuruluş sonrasında diğer ekiplerle kolkola, iki bira çakmaya gidermiyiz? Kralını yaparız be.

Eeeeee daha ne o zaman. Yemişim Amerika'lıları, Amerikan tarzını. yemişim hayatın anlamını ve felsefi düşünceleri.