Tayland Kamboçya sınırına (PoiPet) vardık. Otobüsten indiğimizde tuktukçular var sizi sınıra kadar götürüyorlar. Atladık bir tuktuk'a , sınırdan önce vize alınan binaya gittik tuktuk dışarda bizi bekliyor.
Şimdi efendim; Tayland yazımda ve geçmiş yazılarımda atıp tuttum , işte şöyle pazarlık ediyoruz, şöyle dikkatliyiz vsvsvsvsvs. Ama üzülerek belirtiyorum aradada süper teknik kazıklarda yiyoruz. Bilmeden yediklerimiz hariç. İşin ironik tarafı bu güzel kazığı Kamboçya Devleti aracılığıyla yedik. İşte girdik binaya, resmi üniformalı biri vize alıcağız. Gayet nazik, gayet efendi formları nasıl doldurucağımızı gösteriyor, ve vize ücretiniz kişi başı 1400 baht diyor. Şimdi bir gece önceden biraya yüklenip maçı izlemişiz, maçlar burada 01:45 te başlıyordu. Dar bir devlet otobüsüydü hiç uyuyamadık. Bunlar hafifletici sebepler :-)))) Güle oynaya adam başı 43$ ları elin çakal Kamboçya vize görevlisine veriyoruz. Şimdi o adamın yaptırdığı villada bizimde bir tuğlamız var. veya aldığı son model arabada bizimde katkımız oldu. Bu kazığı sınırı geçtikten sonra takside pasaportlarımıza bakarken farkına vardık. Vize ücreti 20$ yazıyordu. Üçkağıtçı birde uyanmayalım diye baht olarak söyledi ücreti. Hayır o 43 $ ları bir oturuşta yiyoruz evelallah ama böyle teknik soyulmak insana koyuyor. Resmen iki katını ödedik vize ücretinin.
Neyse vizelerimizi alıyoruz ve tuktuka biniyoruz. Tayland tarafında işlerimizi halledip serbest bölgeye geçiyoruz. Burası enteresan bir yer. Tayland'da kumar yasak olduğundan bu 2 km lik yerde bir sürü 5 yıldızlı otel ve kumarhane var. Önlerinde yüklerini taşıyan fakir insanlar garip bir tezat oluyor. Zaten Salim aklımızı aldı karayolundan geçmeyin başınız belaya girer orada, keserler vsvsvs. Gerilim had safhada. Ama dediği doğruymuş illaki Angkor Wat'ı görücem diyorsanız. Adam gibi biletinizi alın Bangkok'tan binin uçağa Siem Reap te inin. Böyle Indiana Jones vari atraksiyonlara hiç gerek yok. Yaşımız geçiyor artık. Sonradan Varan itiraf etti , gözlerime bakıyormuş dönelim desem dönücekmiş oradan. İşte o bakışlar :-)))
sonra kamboçya tarafına geçiyoruz. Vizemizi o çakaldan belki 2 katına aldığımız için hiç beklemeden ve zorlanmadan işlerimizi hallediyoruz. Büyük ihtimalle bu iki şaşkını zorluk çıkarmadan alın diye telefon açtı. Müşteri velinimetimizdir :-)))) Zira başkaları bekliyor bizi sıranın önüne aldılar. Birde sınır polisi Türk olduğumuzu anlayınca İsviçreyi nasıl yendiniz, süper bir takımınız var dedi. Sınırda futbolkonuşuyoruz. Futbolun gücü. İşte Kamboçya topraklarına adım atıyoruz ve attığımız gibi macera başlıyor. Yüzlerce çocuk etrafımızı sarıyor. Her kafadan ses, çantalara asılanlar, ellerini açanlar , çantaların ceplerini ve bizim ceplerimizi karıştıranlar. Aleni bir soygun gibi bir şey. allahtan Salim uyarmıştı ve çantaların öngözlerine hiçbir şey koymamıştık. Zaiat sıfır. sonradan öğreniyoruzs burda turistlerin cep telefonları paraları ne ele geçirirlerse çalıyorlarmış. Heyt huyt itekliyerek bir şekilde ellerinden kurtuluyoruz. Onlarda başka avlara yöneliyor. Burada dikkatli olun sakın birine para vermeyin hepsine para vermek zorunda kalırsınız.
Sanki medeniyetten geçmişe ışınlanmışız gibi bir şey. İnsan sınır yolunu böylemi yapar diz boyu çamur. duyduğumuza göre havayolu şirketleri özellikle sınır kapılarına yatırım yapmıyormuş karadan kimse gelmesin diye. Hele Siem Reap , sınır (poipet) arası bir yol pardon bir tarla varki akıllara zarar. İddia ediyorum WRC rallilerine bu adamlar katılmalı tüm madalyaları toplarlar. Karşıdan gelen otobüsün çamurlu tarlada kaymasını, üzerimize doğru gelmesini ve gaza yüklenerek kendi şeridine geçmesini huşu içinde izliyoruz.
Yine sırıtarak bir çocuk yanımıza geliyor. Bunun ingilizcesi iyi. Ama niyet belli biz yani turistler bu coğrafyada yürüyen dolarlarız. Hani Duck Tales'in maceralarında Donald amca her şeyi dolar olarak görürdü ya, göz bebekleri dolar şeklini alırdı kendimi yürüyen dolar olarak görüyorum. İşte nereye gidiceksiniz , taksi var. Klasik yalan devam ediyor otobüs saati geçti buradan gidemezsiniz, bundan başka taksi yok. Ne kadar diyoruz ? 100$ diyor. Neyse usta biz almıyalım diyoruz. Başka Fransız zenci bir elemanın pazarlık yaptığı taksiye gidiyoruz. Öbürsüde peşimizde . Fransız delikanlı çocuk çıkıyor normal ücret 25$ dır diyor o önde biz arkada biniyoruz taksiye. Bu seferde ilk konuştuğumuz elemanın şirketi bizim taksiyi kendi dükkanlarının önüne getiriyor. Muhtemelen müşterimizi çaldın muhabbeti. Fransız tam bir delioğlanmış , ingilizce bağırıyor çağırıyor taksicilere. Polis filan geliyor, iş tatlıya bağlanıyor parayı şöföre değilde bir vezneye veriyoruz . En sonunda yola çıkıyoruz. Macera dolu Kamboçya. Fransıza da yanımızda getirdiğimiz lokumlardan ikram ediyoruz çok seviniyor.
Fransız önde biz arkada başlıyoruz Phon Pen'e doğru seyahate. Şöför de egzantirik biri, sürücü eldivenlerini takıyor ve seyahat boyunca korna eksik olmuyor arabamızda
Birde yolda ters hareket yapanlara parmaklarını sallıyor. enteresan bir tip
yoldan benzin alıyoruz
Şimdi kişisel tecrübelerimizden ve Kamboçya'da tanıştığımız Türk öğretmenlerden edindiğimiz bilgileri toparlarsak.
KAMBOCYA REHBERI
**Tayland rehberindeki tüm maddeler burası içinde geçerli. Yalnız buradaki şehirlerde ticari taksi yok. Tüm ulaşım tuktuk'larla sağlanıyor. Ücret ise yapıcağınız pazarlığa bağlı ama şehir içinde 1-2 $ lardan fazla vermeyin.
**Burda kur problemi yaşamıyacaksınız. Her şey dolarla alınıyor satılıyor. Kamboçya parasının adını bilmiyorum. Bu özellik hoşuma gitti Kamboçya'da.
**Eğer böcek fobiniz varsa ; Kamboçya'da ya bu fobiden tamamiyle kurtulur yada bayılıp kalırsınız. Özellikle Siem Reap'te ve AngKor Wat'ta her türlü hayvanat var. Maymunu, yılanı, örümceği, karafatması, uçan danaburnu, pervane böceği sürüleri, çekirgeler bayağı sağlam ısıran , kafaları ısırdığı yerde kalan kırmızı karıncalar ve adını bilmediğim bir sürü böcek. Tişörtünüzün içinden böcek çıkartmak oldukça rutin bir süreç. Tavsiyem ormanlık arazide ağaç altlarına , kütüklere , taşlara filan oturmayın.
Hoş yerli halk yatıp uyuyor burada ama bize göre değil.
**Kamboçya'da gözlemlediğim kadarıyla devlet otoritesi yok. Zaten polislerin maaşı ayda 60 dolarmış. Başınızı belaya sokmayın, sokarsanızda polise gitmeyin bir o kadarda polis alır kanımca. Üniformalı devlet görevlisi konsolosluğun içinde aleni soyarsa kimbilir sokaktaki polis ne yapar. Siem Reap 'te barlar sokağında her iki köşedede motorsikletli polisler vardı. Caddedeki aleni bir şekilde yanımıza gelip kokain istermisin diyen satıcılar ve müşteri arıyan hayat kadınları polislerin önündeydi ve gayet samimice sohbet ediyorlardı. Polis olan kadim kankam Varan'la Kamboçya'lı meslektaşları hakkında bayağı bir dalga geçiyorum.
**Karamayınlarından kolu bacağı olmayan bir sürü insan var. Macera arayıp ıssız yerlerde yada yürüme rotası dışında dolaşmayın. Zira hala toplanmamış bir sürü mayın var.
**Kral Tayland'daki kadar güçlü değil buralarda. Resminide göremedik her yerde. Ama kızıl kimerlerden ve polpot rejiminden konuşmayın. Çünkü hala orduda bu insanlardan varmış. Normal yaşama dönmüşler. İnanılmaz ama gerçek. Zaten Polpot 1998 yılında bizim sınırı geçtiğimiz Poi pet yakınlarında bir köyde yatağında ölmüş.
**Kamboçya'da Türk konsolosluğu yok işte başınızı derde sokmamanız için başka bir neden.
6 saatlik bol kornalı, full klimalı bir araba yolculuğundan sonra başkent Phon Pen'e geliyoruz. Fransız elemana teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bize güzel bir otelde tavsiye ediyor ama ilk durağımız www.geziyorumlari.com sitesinden tanıştığım Kemal hoca'nın çalıştığı Zaman International School. Yine bir tuktuk'a atlıyoruz ve Rus Büyükelçiliğinin yanındaki Zaman okuluna sür usta diyoruz. Burada zaten herkes Zaman okulunu biliyor.
Sonunda Zaman okulunu buluyoruz. Oldukça şaşırıyoruz, bilinmedik bu coğrafyada, Başkentin ortasında bir türk okulu. Çölde kalmış kazazedelerin kendilerini vahaya atması gibi okula atıyoruz kendimizi.
Kemal Hoca; karşılıyor bizi. Allah razı olsun Kamboçya'da bu ilgi alaka oldukça duygulandırıyor insanı. Kemal hoca, okulun bilgisayar öğretmeni. Onların sayesinde Kamboçya'da Türkiye'den haberi olan , Türkçe bilen bir Kamboçya nesli yetişiyor.
Birlikte okulu geziyoruz. Okulda 30 Türk öğretmen ve 700 kadar Kamboçya'lı öğrenci var. Okulun Müdürü Ali Bey'lede tanışıyoruz. Güzel bir sohbetin ardından birlikte okulu geziyoruz. Kamboçya'nın tüm kalburüstü zenginlerinin çocukları bu okulda. Cidden daha sonra diğer ülkelerin okullarını geziyoruz Zaman'a göre hepsi ilkel kalıyor. Bu yoksul ülkede çocukları almaya gelen arabaların hepsi son model mercedesler, jeepler.
Bilgisayar laboratuarı oldukça modern.
Türkçe Olimpiyatlarına , Kamboçya'dan katılan ve Çile bülbülüm Çile'yi söyleyen ve eşimle birlikte hayran kaldığımız şirin Kamboçya'lı kız Malini'yi buluyoruz. Kimer alfabesinde ü harfi bulunmamasına rağmen muhteşem söylemişti. Bülbül dedirtmek için 3 ay uğraşmış Müzik Hocası. Cidden muhteşem söylemişti Çile bülbülüm Çileyi. Malini'ye Türkiye'den aldığımız hediyeyi takdim ediyoruz. Sınıf alkışlıyor , Malini şaşırıyor biz duygusallaşıyoruz. Çok güzel bir ortamdı.
Kemal hoca'yla okulun spor komplekslerini geziyoruz.
Çalışan Türk Öğretmenlerin şirin kızları. Ufaklıklar çok güldürdü bizi
Üst kattaki yemekhane. DÖner makinası dahil her şey var.
Kemal hoca'ya, hocam sohbetinize doyum olmaz ama biz ilk bir otele gidelim, malum yorgunluk, üstümüz başımız çamur bir temizlenelim diyoruz. Yarın kahvaltıya söz almak üzere bize izin veriyor. Allah razı olsun , bizi kendi arabalarıyla otele bırakıyorlar . Gayet temiz ve güzel bir otel. 2 kişi 15$ ödüyoruz. Hotel NokorSamreth . Phonpen'de bu oteli tavsiye ederim.
Otelden sonra kendimizi PhonPen sokaklarına atıyoruz. Ana caddede gözümüze kestirdiğimiz bir restauranta giriyoruz. Açık büfe, kişi başı 12 $ . Varan Kimer mutfağını daha çok seviyor. Ekrana bakıyoruz dünkü İsviçre-Türkiye maçını yeniden veriyorlar. sanki canlı izliyormuşuz gibi heyecanla yeniden maçı izliyoruz. Artık yorgunluktan bittik. direkt otele.
Sabah yağmurla uyanıyoruz. Aslında bence en iyi mevsim muson mevsimi buralar için. Hava temizleniyor serinliyor yağmurdan sonra. Hemende bitiyor zaten yağmur. Artı ölü sezon olduğundan etraf tenha ve fiatlar oldukça düşüyor Haziran ayında. Kahvaltıya sözümüz vardı. Zaman okuluna gidiyoruz. Bizi yemekhanede Gıyasettin usta karşılıyor. Gıyasettin usta erzurumluve tam bir sohbet adamı. Okuldaki Türk öğretmenlerin yemeklerini yapıyor. Burada yanında iki kimerli çalışıyor. Birine bayağı bi türk yemeklerini yapmayı öğretmiş. Bize Türk işi menemen ve demlikte çay getiriyor. O kadar özlemişizki çayı . ellerine sağlık Gıyasettin Usta. Birde burada eskiden Fransız kolonisi olduğundan eski dost ekmeği görüyoruz. Her yerde ekmek satılıyor ve tadı bizimkine benzer. Özellikle baget ekmek çok var.
Sonra Kemal Hoca geliyor. elinde Phonpen'de gidilicek yerlerin bir listesi. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatıyor. Teşekkür ediyoruz ve yine akşama çaya davet edilip yola koyuluyoruz. Atlıyoruz tuktuka, adam çocuğunu okula götürücekmiş ama bir sürü yere gideceğimizi öğrenince çocuğun okul yatıyor. Kusura bakma küçük kardeş hoş sende bizle bir gün gezdin dolaştın. Saolasın. günlüğü 20 $ lardan anlaşıyoruz tuktukçuyla. Çok yer dolaşıcağız bugün. Ailecek gezintiye başlıyoruz.
İlk olarak biletimizi alalım diyoruz. Phonpen ve Sieam Reap arasını tekneyle geçmek istiyorum. anlatılanlara göre manzara muhteşemmiş. Ama şansımıza kurak mevsimden yeni çıkmamız sebebiyle Muson yağmurlarının yağmasına rağmen Mekong nehri istenilen seviyeye gelmemiş ve tekneler kalkmıyor. Kalksa kişi başı 22$dı bilet fiatı. Kamboçya gezisinde en çok buna üzüldüm neyse sağlık olsun bizde kişi başı 11$ verip buranın en ünlü seyahat şirketinden otobüs bileti alıyoruz.
Şimdiki durağımız Royal Palace. Kral'ın sarayı . Tayland'daki Grand palace 'nın bekçi kulubesi gibi bir yer. Burayı vaktiniz kalırsa gezin bizde hemen çıkıyoruz. Kral Sihanuk'un resmi. Ama toplum üzerinde haklı olarak Rama kadar etkisi yok ve fazla sevilmiyor. PolPot zamanında yapılan vahşetten haberim yoktu demiş. Evet 7 milyonluk ülkenin 2 milyonu hunharca işkenceyle katlediliyor ve haberin olmuyor. Birde Mir uzay üssünde filan değilsin o ülkenin kralısın. Bush'un biz demokrasi getiriyoruz bahanesi gibi bir şey.
Kendimizi Kızıl Kimerler Zamanında ruhhastası , soykırımcı PolPot rejiminin hapisanesi Toul Sleng'te buluyoruz. Şimdiye kadar yazılarımı hep espirili bir dille yazdım ama burda gördüklerimiz espiri kaldırıcak şeyler değil. burayı gezerken yüreğiniz sızlıyor. Demekki her şey palavra, insanın Nietchze'ye hak veresi geliyor , Tüm yapılanlar güç elde etme arzusu. Gücü ele geçren karşı tarafa olmadık şeyler yapıyor. Yoksa hümanizm, demokrasi, insan hakları vsvsvsvs insanlık bir adım bile atmadı.
Mahkumlar buralarda işkence görüyor
Hapishane kuralları
bu kısımda şoke oluyorsunuz. İşkence görenlerin çoğu çocuk. Bu fotoları bile işkenceyle çekiyorlar. Dik durmaları için bir alete çiviliyorlar insanları. akıl almaz bir vahşet.İşkence aletleri gördükçe titriyorsunuz.
Fotograf çekilirken mahkumlar dik dursun diye çivili düzenek. Daha sonra kadının çocuğuda ilerde isyan etmesin diye öldürülüyor.
Ve bu katliamlar çok yakın bir zamanda vietnam ordusunun rejimi yıkıp başkenti ele geçirdiği tarih 7 ocak 1979'a kadar yapılıyor. Şimdi bizdeki liberal , demokrasi havarisi, hümanist , börtü böcek seven yazarların pek beğendiği Birleşmiş Milletler BM
4 sene bu vahşete bakıyor öyle. Bizim ülkemize gelen ve ahkam kesen bayan Mitterand'ın eski sömürgesi olan ülkede 2 milyon kişi işkence görmüş nedirki. bu Kızıl kimerler savaş suçlusu olarak yargılanacağı yerde kaçtıkları Tayland sınırında ABD ve Fransa'nın desteğiyle yeniden toparlanıp önemli bir güç haline getiriliyorlar. Ve yine ülkemizdeki liboş yazarların devamlı atıfta bulunduğu Magna Carta yani büyük sözleşmenin ana vatanı demokrasinin beşiği olan ingiltere ise Reagan'ın yakın yoldaşı Demir Lady Margereth Thatcher 'in SAS komandoları 1983 yılında arta kalan Polpot çetelerini karamayınları konusunda eğitiyor. Sonuç Kamboçya'da gördüğümüz yüzlerce kolsuz bacaksız çocuk. Sonrada "We are the world " tarzı konserler, Dalga geçer gibi Nelson Mandelayı ortaya alıp göbek atmalar, The Killing Fields tarzı ağlıyan artistlerin olduğu filmler, ülkemde bana insan hakkı dersi verip ahkam kesen sivil toplum örgütleri. ABD denetimindeki Birleşmiş Milletler (BM) ise soğuk savaş bitimine kadar Pol Pot ve Kızıl Kimerlere 'Kambocya halkının tek temsilcisi' olarak sandalye verdi. Sanki komedi filmi. Kamboçya'ya 'carpet bombing' denilen halı bombalama emrini veren zamanın ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger'a nobel barış ödülü verildi. Hoş şaşmamak lazım artık Nobeli almak çok kolay ama nedense 2 milyon Kamboçya'lı öldürdük dediğinizde öyle kolay Nobel'i alamıyorsunuz. Yine demin bahsettiğim yazarlar Nobel ödülünü yerlere göklere sığdıramıyorlar. Enteresan.
Hepsi bu işkenceleri makyajlamak amacıyla yapılmış şeyler
Yaş gençken bende cahil aklımda devlet hakkında atıp tutardım. Ama gezip gördükçe bir şeyin farkına vardım. ama iyi ama kötü ama eksik. Allah bir ırkı devletsiz bırakmasın.
İşte o zaman jenosid , soykırımda görürsün, sömürge olup kobay olarakta kullanılırsın , sana her türlü zulüm eziyette yapılır. Sömürge olmadığımıza bir kez daha dua ediyorum.
Daha önce lise o olan bu meşhur hapisane Toul Sleng Te vahşet 4 yıl sürüyor.
bu resimleri gördüğümde ilk bu kadarda olmaz demiştim. Meğerse bunlarda gerçekmiş. Soykırımda sağ kurtulan biri resme dökmüş bu vahşeti. İnternet sayfasıda bu adreste tamamiyle şansa buldum hapishanede yazmamışlarda bir yere. http://www.cbc.ca/sunday/cambodia/gallery.html#
Şu sıralar Cia'nin uyguladığı söylenilen meşhur su işkencesi.
Bu işkencelerin Polpot'un hikayesi internetten okuyup öğrenin. Daha yazmak istemiyorum. Ama bu ruh hastası koca bir ülkenin tüm entellektüel tabakasını yok etmiş. İnanmakta zorluk çekiyorsunuz ama 4 yıllık rejimi zamanında bu adam gözlüklü birini gördülermi sen ajansın diye işkenceyle öldürtüyormuş. Saat takanlarında akibeti aynı şekilde vuku buluyor. Tüm entellektüeller, profesörler toplumu ayakta tutan tabaka katledilmiş. Köylerden topladığı ve beynini yıkadığı 16-17 yaşındaki gençlerle tarumar etmiş Kamboçyayı. Öküz arabaları hariç tüm motorlu araçlar, toplumun ayakta durmasını sağlıyan okul, fabrika, hastane, üniversite, basın medya, bankalar hepsi yokedilmiş. Hayalindeki ekonomi pirinç üretmek ve satmak. Bu arada parada yasak. Müzik yasak, din yasak. Kendisi çok iyi Fransızca bilmesine rağmen yabancı dil bilen herkesi ajan diye öldürmüş. Hatta kurşun harcanmasın diye kesici sivri aletlerle birde bebekler ilerde ayaklanmasın diye ağaçlara çarpa çarpa öldürülmüş. Acaba bu akılalmaz vahşetin arkasındaki motivasyon neydi. Baksan adamlar güleç yüzlü hümanist bir felsefeye sahip budist insanlar. Bir Polpot gençliğinde şiirler yazıyormuş. Hoş Hitler'de gençliğinde ressamdı. Bizim politikadaki ressam ve şairlerimize dikkat etmek lazım. Tabi bu kasap yükselen vietnam ve sovyet tehlikesine karşı Amerikan ve batılı güçler tarafından başa geçirilmiş. Sonra Vietnam tarafından yıkılmış. Şimdiki kral kalanlarıda affetmiş. Hala orduda bunlardan var. Tabi ele başları ya kayıp yada PolPot'u satmışlar.
Toul Sleng ten sonra planımızda şehrin 15 km dışındaki ünlü Killing Fields yani ölüm tarlaları var. Burası pirinç bataklıklarının hemen yanında olan bu yerde
içlerinde 100 ila 500 arasında değişen insan cesedinin olduğu 129 kuyu bulunuyor.
Girişte bizi Polpot'un tarihi mirası insanlık dramını anlatan Jenosid Anıtı bekliyor.
İsim ve tarihi olaylar hatırlanması için kazınmış anıta.
Cesetlerin bulunduğu kuyular
Çocukların ağaca vurularak öldürüldüğü yer.
Burada daha durmak istemiyoruz. Gezide en çok bugün yorulduk. Tuktuk'a atlayıp Toul Tompoung Market'e gidiyoruz. Hediyelik eşyalar daha ucuz Tayland'a göre alışverişimizi buradan yapıyoruz. Ek bir bilgi daha; orjinale yakın kuşe kağıda Lonely Planet kopyaları buralarda 2-3 dolar arası. Seneye planımızda olan Laos ve Vietnam için Lonely planetlerimi buradan alıyorum. (Korsana hayır)
Phon Pen sokaklarında turluyoruz. Bir şehri gezmenin öğrenmenin en iyi yolu kaybolmaktır mottomuzu yine uyguluyoruz. Phon Pen de motor filan kiralamayın. Berbat bir trafik var. Birde araba kullanmaya yeni başladıklarından ışıklara şerid ihlaline filan hiç uymuyorlar.
Şehir meydanını buluyoruz en sonunda.
Nehir kenarında güzel bir lokantada oturuyoruz. Khmer mutfağında Varan'ın iştahı açıldı. Özellikle yöresel yemek olan biftekten yapılan Loklok ta diyor başka şey demiyor. Yanında 640 ml lik AngKor birasını özellikle tavsiye ederim. İçimi güzel Chang ve Efes'le yarışır. Kenardada Türk bayrağımız dalgalanıyor. Kamboçya'da Türk bayrağı duygulandırıyor insanı.
Karanlık basıyor. Zaman okuluna geliyoruz. Semih'le Önder var. Abi diyorlar sizi evde bekliyorlar. Altlarında motor. Canım diyorum bu motor çekmez beni. Atla abi diyor ben seni götürürüm. Aman hızlı kullanma diyerek Semih'in motora biniyorum. Varan rahat antalya'da yunuslarda zaten. Birlikte evlerine gidiyoruz. Saolsun semih gayet temiz kullandı. Onlar bir türkle karşılaşmanın zevki biz bu yaban ellerde bu dostluğu bulmanın mutluluğuyla, bilimden politikaya, felsefeden coğrafyaya, tarihten din'e, filmlerden bilgisayar oyunlarına kadar geniş bir yelpazede sohbet ediyoruz.
Soldan Sağa; Ben, Gıyasettin Ustamız, Orada üniversite eğitimi gören ve iyi kimerce bilen Semih, cidden kusura bakmasın adını unuttuğum okulun matematik hocası olan arkadaş.
Kemal hoca ve Önder. Önder komik bir arkadaş ve espirileri oldukça klas. Sohbet boyunca yerlere yatırdı bizi. Hele abi burada bir meyveler var bırak yemeyi görseniz korkarsınız sözü bayağı bir güldürmüştü. Artı kamboçya'dan sohbet açılınca, abi burada kimse sigara içmiyor yalnızca buranın ameleleri sigara içer diyince Gıyasettin ustayla birlikte tüttürdüğümüz sigaralara bakmıştık :-) Cidden tayland ve kamboçyada halk sigara içmiyor. Ama kumar ve alkol bağımlılığı çok fazla. Her şey üzerine bahis oynuyorlar.
İçtiğimiz çay miktarından utandım artık. Bu tatilde tek çayı özledim. Farkında olmadan çay bağımlısı olmuşuz Türkiye'de. Ellerine sağlık Gıyasettin Usta.
Sohbettede bayağı bi bilgileniyoruz. Mesela yakın zamanda denizde 2 milyar dolarlık petrol bulunmuş Kamboçya'da. Amerika'da bu petrolü Kamboçya kullanamaz demiş. Şimdiki adını unuttuğum başbakansa vermiş veriştirmiş Amerikaya.
Buranın dili kimerce ve tayland'ın dili sanskritçenin bir türevi ve vurgu çok önemli.
Vietnam ise latin alfabesine geçmiş. 2 türk öğrencimiz burada üniversitede okuyorlar ve bu dili öğreniyorlar.
Otelde tv izlerken dikkatimizi çekmişti onuda sorduk. Burada televizyonlarda son vizyon filmleri oynuyor. Resmen görüyorsun dvdden menu seçiliyor film başlıyor. (Korsana hayır)
Kralın oğlu bir partinin başındaymış atıp tutmuş Başbakan hakkında, şimdi yurtdışına kaçmış.
İstemeden bu güzel sohbetten ayrılıyoruz. Sabaha yolumuz uzun. Motorla otele bırakıyorlar.
Sabah 08:30 ta otobüsümüz kalkıyor. Allahtan Phonpen ve Sieam Reap arası yol asfalt ama dar.Otobüs rahattı uyuya uyuya varıyoruz SiemReap'e. Güneydoğu asyada seyahat edicekseniz yanınızda bir kalın bir şey bulundurun toplu taşıma araçları için. Zira piskopat gibi klima açıyorlar. Ben içtiğim bol acılı çorbalar sayesinde hastaolmadan atlattım ama bünyeniz zayıfsa kötü çarpıyor. Varan'ın başına zehirlenmede dahil bilimum atraksiyonlar geldi.
Arada bir mola veriyoruz. burdaki lokantanın pisliğinden ben bile yiyemiyorum. Varan'a çekirge ısmarlama çabam dayak tehtidiyle son buluyor. Halbuki buradakiler çerez gibi otobüste yiyorlar çekirgeleri.
Şimdi burada bizi sınırdaki dilenci çocuklar tadında bir tuktuk ordusu bekliyor. Kabus gibi içeriye girmeye çalışıyorlar polis engelliyor. Kemal hoca bizi uyarmıştı 1 dolara anlaşın oteli beğenene kadar dolaşırım diyin demişti. Çünkü otelde kalırsak tuktukçuda otelden komisyon alıcak. Ama bu mahşeri tuktukçu kalabalığında ne mümkün. Ya Allah deyip aralarına daldık, kimi çantayı çeker zorla tuktuğa koymaya çalışır, kimi bağırır çağırır. birde hepsi birbirinin sesini bastırmak için avazı çıktığı kadar bağırıyor. İnsan kafa göz dalmamak için kendini zor tutuyor, özellikle çantamı çeken çakal kılıklı tuktukçuya kafayı gömmek ne rahatlatırdı beni. Ama ne demiştik şiddet yok, Şiddetle bir yere gelinseydi Rambo hala 60 yaşında Laos sınırında burmalı askerlerle didişmezdi. Hem bu tuktukçular size çift vurup tek sayarlar o meydanda.
Şansımıza Varan hiç sesi çıkmayan bir tuktukçuya atıyor çantaları. En arkada kalmış sessiz konuşmayan bir tuktukçu sempati uyandırıyor.
Otele gitmeden benzin alıyoruz. Benzin istasyonları böyle Kamboçya'da
Sonradan adını öğrendiğimiz tuktukçumuz Ozone bizi Ancient Angkor Guest House götürüyor. Fazla dolaşmaya gerek yok. Odalar temiz, tv , klima, vantilatör banyo ve genişlik iyi. 2 kişi 15$ la anlaşıyoruz. Ozone'la 3 günlük AngkorWat gezisi için 30$ la anlaştıktan sonra duşumuzu alıp kendimizi Sieam Reap sokaklarına vuruyoruz. Angkor Wat ta bilinen tüm tarihi yerleriBurada barlar sokağında favori mekanımız tam köşede olan Red Piano . Diğerlerine göre biraz pahalı olmasına rağmen yeri güzel, ortam temiz ve özellikle yemekler güzel. Sieam Reap , Phon Pen'e göre daha rutubetli. Ve hayvanat populasyonunu burada daha yakından görüyorsunuz. Özellikle tropik ormanın içinde olan Angkor Wat'ta rutubet tavan yapıyor.
Yarın için çok heyecanlıyım. yıllardır merak ettiğim Angkor Wat'ı görüceğim.
Ek bir bilgi daha. AngKorwat'a gitmeden SiemReap'in içinde sabaha kadar açık marketler var. Suyunuzu , yemeğinizi buradan alın sırt çantanıza atın. Zira içerde herşey 2 veya 3 katında. Ve su içiceksiniz emin olun :-)
Angkor Wat gezisini bitiriyoruz. Ben böyle bir yer dolaşmadım. Akıllara zarar tarihi bir kompleks. Geziyle ilgili detaylı bilgiler aşağıda
Angkorwat Gezisi
Ozone'ın arkadaşıyla sınıra gitmek için 30$'la anlaşıyoruz. Sabah bizi 07:00 de otelden alıyor.
Yine o kabus gibi sınır yoluna dalıyoruz. Aslında yol demiyim tarla.
İşte bu tarlada sağa sola kaya kaya ilerliyoruz. Birde adamlar hızlı gidiyoruz. Biz Türkiye'de böyle bir çamurlu tarlada 20 yi geçmeyiz. Yazında buralar tozdan mahvoluyormuş.
Yine sınır stresi. Bu seferde kazasız belasız atlatıyoruz. Aslında ; Jack Bauer gibi Kamboçya konsolosluğunu basıp o adamı dövesim var ama diplomatik kriz yaratmak istemiyoruz :-)) Tayland tarafına geçtiğimizde resmen vatanımıza gelmişiz hissi yaşadık. İnsan rahatlıyor. Otobanda gitmeyi özlemişiz.
Devlet otobüsüne binip 128 baht'a Bangkok'taki Ekemai istasyonuna geliyoruz. Bangkok'ta hava daha az rutubetli Angkor Wat'a göre.
Kamboçya maceramız burada bitiyor.
KAMBOCYA GEZISI 2008
Labels: Gezi yazılari
Posted by cenk at 03:33 13 comments Links to this post
ANGKOR WAT GEZISI 2008
Angkor Wat yazıma başlamadan önce bir durumu anlatmak istiyorum. Bazen bir şeyi şiddetle istersiniz. Onu elde etmek için çeşitli özverilerde bulunursunuz. Bu sabredip beklemek olabilir veya ekonomik durumunuzu zorlayıp kendi bütçenize göre büyük meblağlar ödemek olabilir. Kendimden örnek veriyim; 1989 yılından beri yeni Indiana Jones filmini bekliyordum. Hatta blogada yazmıştım. George Lucas ve Steven Spielberg 'ten o kadar umutluydumki senelerce bu filmi bekledim. Ve sonuç tam bir hüsran oldu. Yani Harrison abimin ibiş olduğunamı yanayım, buzdolabıyla nükleer patlamadan kurtulduğunamı şaşırıyım, hayretler içerisindeyim, sofistike Naziler yerine Yüzüklerinin Efendisinden fırlamış gibi duran hobbit kılıklı Kızılordu mensuplarıyla ; Cate Blanchett ablamızın karateli, kılıçlı filan garipliklerinemi bakıyım . Indiana jones and the kingdom of the crystal skull tam bir hayal kırıklığı oldu bende. Para uğruna sinema tarihinin bu en güzel serisi bu kadarmı mahvedilir.
İşte bu filmi izledikten , bir kaç gün sonra AngKor Wat'a gittim. Ve yıllardır bu yeri görmek istiyordum. Yazımın başında belirtiğim gibi ; çok istediğiniz bir şey , istediğiniz gibi çıkmazsa hayal kırıklığı ama beklediğinizinde çok çok üstünde çıkarsa müthiş bir keyif yaşarsınız. İşte Angkor Wat bu keyfi yaşattı bana. Böyle bir yer olamaz ve bunu yapan insan olamaz.
Angkor Wat 'ı ilk olarak bir belgesel programında izlemiştim. Daha sonra yüce insan ulu kişilik Angelina Jolie'nin Tomb Raider filminde gördüm ve büyülendim. Gidilicek yerler listemde bir anda ön sıralara yükseldi. Peru veya Moğolistan arasında gidip geliyordum. Kamboçya'da karar kıldım. Tabiki Angkor Wat'a büyülendim yanlış anlaşılma olmasın lütfen. Ama ne yalan söylüyüm gezi boyunca dua edip durdum Angelina Jolie burada benide görsün benide evlat edinsin diye. :-)
Angkor Group , yani Angkor Tapınaklar bölgesi 300 km2'lik bir alanı kapsayan devasa bir yer. Ve bu grubun en önemli tapınağı , tapınakların anası Angkor Wat dünyanın en büyük dini yapısı. Bunu ben söylemiyorum Guiness rekorlar kitabı söylüyor. İlk bende bu kadar büyük bir yer olamaz demiştim ama bizzat yerinde görünce olduğuna inanıyorsunuz. Kimer insanlarının bir son zamanlardaki durumuna bakıyorsunuz birde geçmişte yaptıkları bu muhteşem yapılara. Bir medeniyet nasıl böyle düşer insan üzülüyor. Gezintinize başlamadan aşağıdaki Nasa'nın uydu resmine ve sağdaki plana bir göz gezdirin. 
Öncelikle bu tarihi komleksin hikayesinden başlıyalım.
Kimer uygarlığının çıkışıyla ilgili çeşitli efsaneler var. Ama hepsinin birleştiği nokta Kimmer medeniyetinin ve ırkının Hindu originli olduğu. En çok kabul gören efsane Kimer hanedanının , Hindu Prens Preah Thong'tan türediği. İşte burada bir kızla karşılaşmış , başkenti buraya kurmuş.
Kamboçya tarihi hakkında en büyük kaynak , Çin yıllıkları. Sonrada tapınaklardaki rolyefler geliyor. Aynı bizim ortaasyadaki tarihimizi Çin'lilerden öğrenmemiz gibi Kimer tarihide Çin yıllıklarından çözülmüş büyük ölçüde. Ucuz ürünler üretimi yerine o sıralar tarih yıllıkları yazıyorlardı demek.
Angkor İmparatorluğunun temeli II. Jayavarman'ın başa geçmesi ile başlar. 9. yüzyıl başlarında küçük eyaletlere bölünmüş yerleri tek bir imparatorluk şemsiyesi altına sokar. Angkor İmparatorluğun kaderi haline gelen Hinduizm ve Budizm arasında gidip gelmelerinin temeli bu vatandaş tarafından atılır. Kendiside Hindu olan kral, bu dini yerleştirir her yere. Ama enteresan bir şekilde Kimer kralları bu din işini baskıyla yapmazlar , Budizm'le ve Brahmanism'e büyük toleranslar gösterirler.
Sonra başa Indravarman I geçer. Bakong Temple'la Preah Ko temple 'ı yaptırır.
Yasovarman I ise , şu anda ellerinde fotoğraf makineleri bir sürü turistin güneşin batımını koşturduğu ünlü Phnom Bakeng tapınağını yaptırır.
İşte her uygarlıktaki gibi, bir kral gelir bir kral gider. Angkor Tapınaklar bölgesi büyük bir yerleşke olur . Buraya akıllara zarar , rölyefler, su havuzları, su yolları ,birbirinden egzantirik tapınaklar yapılır. İmparatorluğun kaderi haline gelen Hinduizm ile Budizm arasında çekişmeler olur. en son Budizm kazanıyor savaşı ve günümüze kadar geliyor.
Atlamadan geçmek istemiyorum; Suryavarman II , Kamboçya'nında bayrağında olan ve en etkileyici tapınak olan AngKor Wat'ı yaptırır. Aynı zamanda tropik ormanın içinde kaybolmuş Beng Melea tapınağınıda yaptırır.
Jayavarman VII ise yine bir başka gözalıcı Ta Prohm tapınağını kuruyor.
Jayavarman VIII ise Theravada Budizminini baskın hale getiriyor. Ve bugünümüze kadar kalıyor.
İmparatorluğun ise nasıl sona erdiği bilinmiyor, en azından yazılı kaynaklarda yok. Şehir yeryüzünden siliniyor sanki ve 1860 yılında sanki Fransızlar burayı yeniden keşfediyorlar.
Şimdi gelelim AngKor Wat gezimize. Malumunuz Kamboçya gezisinde bahsetmiştim. Maceralı bir şekilde Sieam Reap'e ulaştık. Burada Ancient Angkor Guest House'a yerleştik. Ve bizi otele getiren Ozone adındaki şirin tuktukçumuzla 3 gün için 30$' a pazarlık ettik. Ozone delikanlı kalender bir çocuk. Yiğidin harman olduğu yerden Siem Reap'ten. Gidenlere tavsiye ederim. Selamımı söyleyin.
Telefonu (855)017534117 Emaili ise : chamozone@yahoo.com
Varan'la bayağı bi kanka oldular. Azimle Türkçe öğretti Ozone'a. Zavallı çocuk.
Angkor Wat için 1 günlük bilet 20$, 3 günlük 40$ , 6 günlük 60$. Bir günlüğü unutun. Hiç bir şey anlamazsınız. Biz 3 günlük biletlerimizi aldık ertesi gün için. Artık foto getirmenizede gerek yok gişelerin önünde şipşak çekiyorlar fotonuzu bilete
bastırıyorlar. Teknolojiyi bu ücra yerde bile görmek kabus gibi geliyor bana.
Sabah uyandığımda güzel bir süprizle karşılaştık. Yağmur yağıyordu. Ama şöyle böyle bir yağmur değil. Batıl inançlarım olsa; sanki gökyüzünde yağmur tanrısı var ve adamlarına kovayla su attırıyor aşağıya diyeceğim. Bildiğim tüm küfürleri etmeye başladım 1 saat sonrada sabah 08:00 de Ozone gelicek. Neyse küfürlerdenmi yoksa şanstanmı Ozone geldiğinde yağmur hızını kesti makul ölçülere indi. Bizde güle oynaya , tam techizatlı muhabir cevat kelle gibi ilk durağımız; tapınakların anası AngKor Wat'a doğru yola koyulduk. Şaka bir yana techizat önemli, içerde her şey 2-3 katına satılıyor. Gitmeden, şişe sularınızı, yiyeceklerinizi alın sırt çantanıza atın. İçeride içtiğiniz su miktarına sizde şaşırırsınız. Birde şemsiye alın yağmurun ne zaman bastırıcağı belli olmuyor.
Angkor Wat 12. yüzyılda Kral Suryavarman II tarafından kurulmuş Brahmanic kültü tabanlı , Tanrıça Siva eksenli bir tapınak. Buradaki korunmuş en iyi tapınak. Hindu inanışına göre yapılmış sonrada Budist olarak hizmet vermiş.. Zaten duvarlarında boydan boya elle oyulmuş Hindu tanrılarının, Hindu koruyucu meleklerinin , çeşitli destan ve savaş sahnelerinin kabartmalarını görürsünüz.
İçerdede Tanrı, Tanrıça ve Buda heykelleri var.
Gezdiğimiz hiç bir arkeolojik yer bu kadar büyük değildi. 1,500 metreye 1,300 metre bir yer hayal edin. Ve çevresine 190 metre genişliğinde bir hendek koyun. Kesinlikle büyüleniyorsunuz. Ürdün'deki Petra, İran'daki Persepolis , Suriye'deki Palymira, Türkiye'deki Efes veya İngiltere yada İskoçya'da gördüğüm kaleler, buraya göre çocuk parkı gibi geliyor. Üstelik Angkor Wat bu Angkor grubundaki ilk gezdiğimiz tapınak ama en büyüğü. Sanki Kimerler çağdaşlarına ve eskilere gidin kumda oynayın demişler.
Antik Yunan ve Roma mimarisi ile kıyaslanan Angkor Wat, en fazla övgüyü dizaynındaki uyum için alıyor.
AngKor Wat kozmik evrenin dünyasal bir modeli. Yapının merkezi , Hindu tanrılarının yaşadığı yerlerin dünyadaki şekli. 
Tapınağın merkezi; Hindu tanrılarının evi kutsal Meru dağını, bu merkezin çevresindeki dört kule , meru dağının dört zirvesini, ana duvar ; dünyanın ucundaki dağları, hepsini çevreleyen su hendeği ise sonsuz okyanusları simgeliyor.
Diğer bir çok tapınağın aksine Angkor Wat batıya bakıyor ve uzmanlar hala bu konuda tartışıyorlar.

Tapınağın iç kısmı. Üsteki planlardan takip edebilirsiniz. Ana yapı malzemesi olarak Kimer mimarları kumtaşı kullanmışlar.
Tapınağın içindeki kütüphanelerden biri.
Tapınağın merkezi
Hindu koruyucu melekleri
Şansımıza , tapınak zarar görüyor diye iç kısımdaki kulelere çıkmayı yasaklamışlar. Angkor Wat'ı sindire sindire 5 saatte dolaşıyoruz. Kişisel düşüncem, stresten uzak, tüm tapınakları görmeliyim düşüncesinden ziyade yavaş yavaş , o atmosferi hissederek dolaşın bu tapınak komplekslerini. Zira bir fast food restaurantında yiyip kalkmakla, şöyle güzel bir rakı masasında fasıllı bir ziyafet kadar fark var arada.
Tapınağın doğu girişi
Elimdeki mor şemsiye ayrı bir karizma verdi bana gezi boyunca. Uyanık Varan siyah şemsiyeyi kaptı hemen
İç tapınağın dış duvarlarında toplamı 800 metreyi bulan rölyefler var. Duvarların hepsi aralarında boşluk kalmamacasına rölyef dolu. Zaten bu sahneyi görünce şöyle bir duruyorsunuz. Bunları nasıl? ne şartlarda? hangi motivasyonla? kazımışlar. Biz bakmakla bitiremiyoruz adamlar metrelerce taşa kazımışlar. Şimdiye kadar gittiğim bir arkeolojik yerde taş kabartmalara vaybe diyerek hayretle bakıyordum. Kimerliler bu rolyeflerle gerekli ayarı veriyorlar bana.
Rölyeflerde tasvir edilenler, Kurukshetra savaşı. Bu savaş Hindu Mahabharata destanındaki sahneyle canlandırılmış rölyeflerde.
Suryavarman II nin ordusu.
Cennet ve cehennem tasvirleri. İnsanların ödüllendirildiği 37 cennet ve cezalandırıldığı 32 adet cehennem tasviri var. Churning of the Ocean of Milk, bunu türkçeye çeviremedim ama anladığım kadarıyla bu destandada 88 asura yani şeytanla, 92 deva yani tanrının savaşı. Sonunda apsaraların yani cennet perilerinin yardımıyla tanrılar savaşı kazanıyor.
Fil kapısı. Kralların cennete ulaşmak için kullandığı bir kapıymış.
Vishnunun şeytanlara karşı kazandığı zafer.
Krisha ve şeytan kral.
Lanka savaşı
Öğlenleyin yorgun argın ama ruhen dinlenmiş bir şekilde çıkıyoruz dışarıya. Bu tropik ormanda her türlü hayvanat ve haşereye maymunuda ekliyelim lütfen.
Yanımızda getirdiğimiz yiyecek ve içecekleri tükettikten sonra ; AngKor Wat'tan da daha büyük bir kompleks olan Angkor thom kompleksine doğru yola çıkıyoruz. Planı aşağıdaki gibidir.
Ama Angkor Wat'ın aksine burası tek bir büyük tapınak yerine, göreceli daha küçük tapınaklardan oluşuyor. Angkor Thom kompleksine doğu kapısından giriyoruz. Kapıda bizi Hindu tanrı ve şeytanları karşılıyor.
Angkor Thom, Kral Jayavarman VII tarafından 13. yüzyıl başlarında yapılmış. İçinde 8 km'ye 12 km duvarlara sahip ve çevresindede şimdi kurumuş olan 100 metre genişliğinde bir hendek. Ama yağışlı mevsimde gittiğimizden su havuzları doluydu ve içinde çocuklar yüzüyorlardı. Aslında buraların etkileyiciliği ve devasa büyüklüğü yazarak anlatılamıyor. Kesinlikle gezip görmek lazım.
İlk olarak Bayon tapınağına gidiyoruz. Benzersiz bir yapısı var. Tropik orman tarafından yutulmuş. Kulelerinde Avalokiteshvara 'nın yüzleri kazınmış.
Sonra Bayon'nun 200 m kuzey batısında kalan , Meru dağını temsil ettiğinden piramit şeklinde yapılan Baphuon tapınağına geçiyoruz. Burasıda Suryavarman I tarafından başlatılmış ve Udayadityavarman tarafından sonlandırılmış. Özellikle bu piramit gibi tapınakları gezerken çok dikkatli olun. Yerler rutubetten zaten kaygan, birde haşereler musallat oluyor. Ani hareket yapmayın. Düşüp kolu bacağı kırarsanız, en yakın tıbbi yardım Tayland'da. Kendinizi Kimer doktorlarına emanet etmeyin.:-)
Baphoun'un tepesinden bakınca aşağıda olimpik boyutta su havuzlarını ve yarış yapan çocukları görüyoruz. Çocuk her yerde çocuk.
Bu tropik ormanda ve bu birikintilerde haşerat olmasında ne olsun. Birde söylemeyi unuttum, bir sürü çocuk haşeratta var. bunaltıyorlar adamı. Aynen bu şekilde , dilleride tam dönmüyor ingilizceye "Hellooooooooo duuuuu yuuuuuu vannnaaaaaaa kold dirinkkkkkkk". "Helloooooooooo vannnnn dolarrrrrrrrr pilizzzz". Allahım kabus gibi her yerde satıcı. Bunlarada en iyi taktik başka bir turisti gösterin. "He has a money" diyin. Test edilip onaylanmıştır. Sakın tapınaklarda hızlı hareket edip koşmayın kafa gözü yararsınız.
Sonra sırasıyla; Phimeanakas, Preah Palilay, Tep pranam , Preah Pithu Group , North Kleang, South Kleang ve Terrace of elephants 'ı dolaşıyoruz. Hepsi birbirinden güzel ve mistik. İnsan burada kendini kaybediyor.
Özellikle Terrace Of Elephant'ta , o günlerin resmi geçitlerini hayal edince, bambaşka bir duyguya kapılıyorsunuz. 350 metre uzunluğundaki bu alan, resmi geçitler için kullanılıyormuş. Hala akıl almıyor, böyle bir uygarlığın torunları burada turistlere 1 dolara hindistan cevizi satmaya çalışıyorlar.
Ve sonunda yüce kişilik , Angelina Jolie'nin başrolünü oynadığı , Tomb Raider filminin çekildiği Ta Prohm tapınağındayız. Canım; nasıl kaçıyordu kötü adamlardan ve canlanan Hindu tanrısından Ta prohhm un içinde.:-) Angkor Wat'ın dünyaca tanınmasında bu filmin büyük etkisi var. Aynı Petra'nın tanınmasındaki Indiana Jones'un etkisi gibi.
Ta Prohm , tropik orman tarafından tamamiyle yutulmuş. Bence burada çok moda olan güneş batışı veya güneşin doğuşunu izlemek için koşturucağınıza, yakın sigaranızı Ta Prohm'da, meditasyona dalın. Ta Prohm'un yakınındaki Phnom Bakheng'deki ana atraksiyon güneşin batışını fotolamak. Malesef burada ışıklandırma yok, gece oluncada düşe düşe iniyorlar tapınaktan. :-)) Bu arada tapınakların içinde sigara içmek yasak ama polise vericeğiniz 1 dolar rüşvetle bu sorunuda aşıyorsunuz.
Ta prohm Budist tapınağı olarak yapılmış ve kral Jayavarman VII. annesine ithaf edilmiş.
Oak ağacı denilen bu terbiyesiz ağaç, tapınağın tuğlaları arasından fırlamış ve çoğu yerde tarumar etmiş tapınağı.
Sigara içmek için rüşvet verdiğim şanlı Kamboçya polisi birde resmimizi çekti kadim kankam Varan'la. Hizmette sınır yoktur. Meslekdaşlarının durumu hakkında yine kızdırıyorum kankayı.
Bunada Lonely Planet kitabında Tomb Raider ağacı diyorlar. :-)
Canımız çıkıyor. Hiç bir gezimde bu kadar yürümemiştim. Rutubette bizi mahvediyor. Ama değdi doğrusu. Ozone bizi otele at koçum diyoruz. Duşumuzu aldıktan sonra barlar sokağına gidiyoruz. Burada Varan yemek yiyebiliyor. O meşhur palmiye yağı kokusu yok Kamboçyada. 640 ml lik Angkor biralarının dibine vuruyoruz.
Sabah uyuyakaldık. Her tarafımız dökülüyor . Her geziden önce kendi kendime söz veriyorum kilo vericem diye ama gel görki deligönül kebaplara dayanamıyor. Bir gün ölüp gidicem dünyanın ücra biryerinde tarihi yerleri dolaşırken. Ozone gelince uyandırdı bizi saolsun. Maceraya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu sefer yağmur yok ama sevinemiyoruz. Şimdide hava sıcak ve rutubetli. Güneş kavuruyor ortalığı. Çek usta Preah Khan'a diyoruz. Preah Khan 'da geniş bir alana kurulmuş. Jayavarman VII tarafından yapılmış.
Sacred Sword yani kutsal kılıç diyorlar.
Şu kabartmayı Asur kötülük tanrısı Pazuzu'ya benzettim. Tabi Asur etkisinin buraya ulaşmasını düşünmek tamamiyle saçmalık. Zecheria Sitchin gibi komplo teorilerine dalıp konuyu sapıtmayalım. 2012 Marduk geliyor. :-) Annunakiler yolda.
Bu çok çok terbiyesiz bir ağaçtı. Ve yalnız. Ruhun şad olsun Bob Ross amca
Varan'ada en sonunda arkeoloji ve tarihi sevdirdim.
Bir sonraki yer Preah Neak Pean. Burasıda 12. yüzyılın sonlarında Budist tapınağı olarak Jayavarman VII tarafından yapılmış. Bu kral bayağı verimliymiş. Birde her gelen kral bir öncekinin yapıtlarını yıktırıyormuş. Bize kalanlar en son yapıtlar. Kimbilir diğerleri nasıldı?
Preah Neak Pean ise kare bir havuzun ortasında bi budist tapınağı ve bunu çevreleyen 4 kare havuzdan oluşuyor.
Sonraki durağımız doğudaki Ta som tapınağı. Buda aynı kral tarafından kurulmuş. İsmini yazmaya üşeniyorum artık. Çağının Donald Trump'muymuş arkadaş.
Sırada Hindu Tapınakları olan ve Yasovarman I tarafından yapılan Eastern Baray ve Eastern Mebon vardı.
Kral Rajendravarman II tarafından yapılan ve Eastern Mebon'un 1 km güneyinde bulunan Piramid tarzı PreRup'a gelince yağmur çiselemeye başlıyor. Biraz olsun rahatlıyoruz.
PreRup ta oldukça etkiledi bizi.
İnternette çeşitli rotalar var hangi gün nereyi dolaşın diye. Benim yazdıklarımıda baz alabilirsiniz bu kaynaklarada bakabilirsiniz. En beğendiğim ve otorite olan kaynak burası. Bu siteden faydalanın. http://www.theangkorguide.com/
Nem oranından, sıcaktan , vücutlar iflas ediyor. Ozone şurada bir restaurant var diyor. yerseniz bende komisyon alıcağım diye belirtiyor. Tam bir delioğlan, dürüstlüğü takdire şayan. Oturup biralarla yemeklerimizi söylüyoruz. Fiatlar Siem Reap'e göre tam iki katı ve yemekler kötü. Tipik turizm soygunu elden bir şey gelmiyor. Varan azimli , Ozone'un eline kağıt kalem veriyor başlıyor Türkçe öğretmeye. Zaten adamların dilinde ü yok, ş yok . Zavallı çocuk. PolPot rejiminden sonra ikinci işkenceyi Varan yapıyor Kamboçya'da
Son olarakta Banteay Kdei ve Sra Srang'ı dolaşıyoruz. Bunlarda budist tapınakları. Aynı eleman tarafından yapılmışlar.
Bir gün daha bitiyor ve bizde bitiyoruz. Ozone yine abi bir yer var oradanda komisyonumu alıyım diyor. Karikatür kahramanı gibi bir çocuk. Senden korkan senin gibi olsun diyoruz :-) Bizi Koulame II Restaurant diye kişi başı 12$ olan açık büfe bir yere getiriyor. Apsara denilen antik kimer danslarının yapıldığı restaurantta bu fiatlar süper. Hepimiz kazanıyoruz. Zaten açlık ve susuzluktan bitik durumdayız. Açık büfe gayet başarılıydı.
En son resimde çektiriyorum dansçılarla.
Yemekten sonra favori mekanımız olan Red Pianoya geçiyoruz.
Sabah uyanmamazlık etmiyoruz. Yeniden maceraya devam. Bu nasıl tarihi bir yermiş anlamadım. 3. gün oldu ancak yarısını dolaştık. Resmen diğer tarihi yerlerle dalga geçiyor Angkor Wat.
Kamboçyada en çok benzin istasyonlarını sevdim. Kredi kartı yok, taşıtmatik yok. Oh mis gibi. Al gülüm ver gülüm. Şişe şişe yakıtımızı alıyoruz benzinciden.
Bugünkü ilk durağımız; Preah Ko tapınağı. Burası Indravarman I tarafından 9. yüzyılda yapılmış. Tapınağın üstünde aslan muhafızlar var. İlk defa asortik bir poz vermek istedim şöyle karizmatik, Türk usulü :-)
Varan'ında benden aşağı kalır yanı yok. Aslan muhafızlarla birlikte.
Son olarak oldukça etkileyici Bakong tapınağına geliyoruz. Burasıda oldukça büyük ve enteresan bir şekilde aktif Budist Tapınağı. İronik olarakta Indravarman I tarafından yapıldığında Shiva'ya ithaf edilmiş.
Aşağıdaki gibi bir planı var.
Kuşbakışı görünüşüde bu şekilde.
Burayı çok sevdim. Belkide ormanın ücra bir köşesinde olduğundan bir dinginlik hakim.
Aslında yoga ve meditasyon 'la ciddi ciddi uğraşmak lazım. Ah ama o vejeteryanlık gerekliliği yokmu, bir anda yoga'dan ve meditasyondan soğutuyor insanı. :-) Üstüne birde sigara ve bol alkol olunca şansımızı tamamiyle kaybediyoruz.
Artık yeter abi diyoruz. Piramit gibi tapınaklara in çık. Şaftımız kayıyor. Müdavimi olduğumuz Red Piano'ya geliyoruz. Varan resmen piskopata bağladı. Türkçe kelimeleri zavallı çocuğa ezberletiyor. Yanlış söylersede kızıyor. Ozone'un aldığı komisyonları fitil fitil burnundan getiriyor. Zavallı çocuk kıramıyorda Varan'ı.
Hadi diyoruz modaya bizde uyalım , güneş batarken bir karede biz yakalıyalım. ama ortamı görünce tiksiniyorum. Yüzlerce turist, fantastik kameralar etrafa koşuşturuyorlar.
Valla biz biralarımız açıp, ayakları uzatıp bu manzarada demleniyoruz. Millet çeşitli tapınaklara doğru koşmaya başladı. foto merakınız varsa internette hangi tapınakta gündoğumu hangi tapınakta günbatımı çekiliyor ayrıntılı anlatılıyor.
Laf aramızda dumanlı kafayla gökkuşağını yakalıyorum ve bu beni çok mutlu ediyor.
Bir gezimiz daha burada bitiyor. Görüşmek üzere.
Labels: Gezi yazılari
Posted by cenk at 01:53 5 comments Links to this post
TAYLAND GEZISI 2008
Evet yeni bir gezi yazısıyla birlikteyiz. Suriye gezi yazımda belirtiğim gibi, akıl hastalarının su sesiyle rehabilite olduğu Halep'teki Bimaristan'da Kambocya'ya gitmeye karar vermiştik. Anlaşılan biz rehabilite olamadık. Kambocya'ya direkt uçuş olmadığından Tayland bangkok yapılması gerekiyor. Tabiki yine Tayland'ın vize istememesi büyük kıstas.
Şimdi efendim, zamanında askerliği erteletmek için ikinci üniversiteyi bitirmiştim sonra masterı kazandım tam yapıcakken askere gittim. Biraz daha erteletme imkanım olsaydı doçent , prof filan olurdum bu okuma azmiyle :-)) Varmak istediğim nokta insan içinde bulunduğu zor durumları avantaja çevirmeli. Olaylara pozitif yaklaşmalı ve elindekilerin kıymetini bilmeli. Malumunuz şu anda süper fantastik bir işte çalışıyorum. Hafta sonu , bayram , resmi tatil diye bir kavram yok. Bilinmiyor öyle şeyler. Sorulduğunda güzel bir gaz alma operasyonu, işte memleketin içinde bulunduğu durum, işsizlik oranı ve inceden tehdit, iş hayatındaki profesyonellik kavramları anlatılıyor. Ama nedense o profesyonellik bize fazla mesai , güzel bir zam oranı veya tatil olarak geri dönmüyor. Neyse , işte bu elverişsiz şartlarda, geçmişte akıllı uslu , mangal yapan en fazla pansiyonlara giden ben kendimi vurdum dünya yollarına, değişik ülke ve kültürlere. Allah razı olsun , stress atmak için bu işte başıma bir şey gelmedikçe bayağı bir ülke görücem. İçinde bulunduğum konjüktör bunu gösteriyor.
Bu sefer hiçbir plan, taktik tuktik yapmadan tamamen doğaçlama bir tatil anlayışımız var. Osmanlı Paşa torunu olduğumuzdan daha ucuz olan Türkmenistan veya Katar havayolları yerine (hoş 200 Euro fark vardı) aktarma istemediğimizden Türk Havayollarından kişi başı gidiş dönüş.1400 YTL bayılıp aktarmasız 10 saatte bangkok'a giden uçağa biletlerimizi aldık. Bu kadar paraları bayılıp gittiğimiz ülkelerde 1$ için denyoca pazarlıklar yapmak Türklere has bir davranıştır. Ama oldukçada zevkli o ayrı konu. Şimdi hiç araştırmamanın korkusumu , vicdan azabımı diyeyim bir gece önceden gezi forumlarında dolanıyordum. Orada Salim diye bir arkadaşın adresini buldum. İşte msn de tanıştık bayağı bir sohbet ettik. Salim kalender çocuk. Orada thai bir bayanla evlenmiş ve çocuğu var. Evinin karşısında internet cafe açmış bir delioğlan. Allah razı olsun sorduğum her soruyu cevapladı , bangkoktaki telefonunu verdi ve kesinlikle beni arayın dedi. Neyse ertesi gün salimden bir email. Abi sizden bir ricam var. Havaalanında biri size bir paket getiricek onu bana getirirmisiniz yanınızda. İlk başta tırstım, ulan ne var paketin içinde ? Kadim kankam Varan zaten polis ona paket filan değince aklına narkotik işleri geliyor:-)))) Salim'i kırmak istemedik ve kardeş senin adamın paketi xray'den geçirsin havaalanının içinde bize teslim etmesi kaydıyla kabul ederiz dedik. (Bangkok ta salimle içerken hala gülüyorduk bu olaya) Sonunda paket geldi. Paketten ne beklersiniz ?
Bu paket koca bir döner makinası :-))Heyecan ve şaşkınlıktan fotosunu çekmeyi unuttum. Macera bu sefer erken başladı bu gezimizde. E be salim döner makinesi getirttin ya bize Türkiye'den helal olsun. Neyse dış hatlarda naylonla paketleme makinesi var elemana paketlettik orada. Çantalarımızda boş olduğundan ağırlık kotasını doldurmadan sorunsuzca döner makinasını teslim ettik uçağa. Şimdi o döner makinası Salim'e bahtları kazandırıyor.
Pasaport kontrolünden geçip havaalanının duty free kısmına geçtik. Burada Garanti Zone'a gittik. Shop&miles kredi kartım olduğundan yanımdaki bir kişi ile birlikte Garanti zone'dan yararlanabiliyorum. Sabahtan beri aç olduğumuzdan kabus gibi çöktük açık büfenin üstüne. İnsanlar nasıl efendiydi fondoda klasik müzik çalıyor. Ama deligönül açlık tanımıyor.Tüm kart faizlerinin acısını içeceklerden ve yemeklerden çıkardım nasılsa bedava. Sonra gelsin cintonikler ve viskiler. Cintonik aşamasında toplum görgü kurallarına geri döndük. Kafaları bulduk.
Sonra acı gerçeğin farkına vardım. Dış hatlar terminalinde hiç bir yerde sigara içilmiyor. Bu resmen faşizm, terör. Allahın kulları; insan hiç olmazsa açıkta bir yer yapar . Sigara içenlerinde hakları var. Sonuçta patlıcan kızartmasıda zararlı onuda yasaklayın. Ya o anlı şanlı amerikan fastfood markaları. O patates kızartmaları. Zararlı olan her şeyi yasaklarsan. Bu kadar yemek ve içkinin üstüne nikotin krizim başladı. Evet itiraf ediyorum lise yıllarındaki gibi sote bir tuvalet buldum ve sigaramı tüttürdüm. en az alkol kadar çarptı 6 saatlik sigararasızlıktan sonra üstüste 2 sigara.
Uçak 45 dk rötar yaptı.
Sonra uçağımıza bindik. Uçakta ikramlar oldukça iyiydi. Yemekler güzeldi.Hele hostesin cin ve tonik şişesini yanıma vermesi takdire şayandı. Cin & tonik ikilisi sayesinde yolculuk nasıl bitti anlamadım. Varan daha aristokrat olduğundan viskiyle devam ediyor.
Bir türlü adını telaffuz edemediğim Bangkok'un Suvarnabhumi havaalanına indik. Meşhur döner makinamızı aldık ve güle oynaya çıkarken Tayland'lı bir polis çevirdi bizi. Paketin içinde ne var diyor. anlat anlatabilirsen o meşhur ingilizcemle. Hoş ondada ingilizce berbat. "Traditional turkish cook machine" gibi abuk sabuk aptalca , akıllara zarar şeyler söylemeye çalışıyorum olayın paniğiyle. Hoş ingilizce anlaşabilsek ne anlatıcam. Canım abim işte bu bir makine, eti takıyorsun ortasına , yandan veriyorsun alevi sonra döndürüyor , ekmek arası afiyetle yiyorsun. :-)) Bize kestiği ceza tamamen kafadan sallamasyon şöyle pakete bir bakarak 1000 baht yani 30$ civarı. Bahtımız açılıyor Tayland'da Aslında geçmiş tecrübelerime dayanarak adamın vücut dilinden rüşvet istediği belli.güle oynaya 200 bahta düşürürüm onu ama işte insan korkuyor. Huyu nedir buraların birde dışhatlar çevre kalabalık vsvsvsvsv. Salim'i arıyoruz oda nedense rüşvet verin filan demiyor unuttu belki. Sonradan öğreniyoruz Tayland'da rüşvet olayı bir sektör. Polislerin altında son model arabalar. Neyse polis abi kes cezayı ama bize bir kağıt ver diyoruz. Dediğimizi yapıyor. Makbumuzu alıyoruz. Dışarda Salim karşılıyor bizi. Çıkar çıkmaz 2 sigara daha yakıyorum. 12 saatten sonra baş dönmesi yapıyor yine. Taylanda bizden bu mevsimde 4 saat ileri. saatlerimizi ileriye alıyoruz.
Salim allah razı olsun otelimize kadar ayarlamış her şeyi. Otele yerleşiyoruz. Salim bir kilo vermiş burada zargana gibi bir şey olmuş. Bir şey yiyemiyormuş buralarda. Bizi otele bırakıp işine gitmeden Tayland hakkında gerekli her türlü bilgiyi veriyor.
Meşhur elektronik alışveriş merkezi Pantip plazanın yakınında Benz otelinde yerimizi ayırtmış bile. 2 kişi 700 baht. Biz gittiğimizde 1$ = 33 baht idi.
Yazıma devam etmeden gerek Salim'den ve sonra tanıştığımız Haluk abiden ve bizim kendi tecrübelerimizden öğrendiğimiz bilgileri vermek istiyorum.
TAYLAND REHBERİ
**Öncelikle siz bu güleç yüzlü , şirin çekik gözlü insancıkların gözünde soyulmaya hazır bir Farang (yabancı)'sınız. Ondan temiz yüzlülüklerine kanıp yanlış intibalara kapılmayın. Tatil boyunca defalarca kazık olayına maruz kalıp sakınmanız gerekiyor. ama bu ülkede yabancılar kazıklanır asla gasp itilip kakılma olmaz. En büyük ve bence en fantastik kazıklama yöntemi. Adamlar gezilicek yerlerin önünde bekliyor ve siz tam kapıdan girerken burası kapalı diyor . ben seni açık yere götürüyüm :-))))) Be çekik gözlü şirin insan ; arkada koskoca Grand palace içerisinde turistler nasıl kapalı orası yada girişi nasıl başka yerde. Veya adres soruyorsun orası şimdi kapalı ben seni şuraya götürüyüm diyor. Birisi rahip kardeşinin resmini çıkardı cüzdanından yatan buda kapalı bu tapınağa götürüyüm dedi. İşte şehir haritasının önemi burada devreye giriyor. Her yer ayrıntılı açıklanıyor haritada. İşte bu yalnızca bu esnada kafa gömme isteği oluşuyor bünyede ama korkudan tutuyor deli gönül kendisini. Her şeyde pazarlık yapın fiatlar alışveriş yaptığız yere göre 5-10 da birine düşüyor. Ama dediklerine göre son sıralar Tayland'da pahalanmış. Eski fiatlar yok. Özellikle elektronikte %20 kadar ucuzdu Türkiyeden. Bakın aşağıdaki fotoda Grand Palace'ın girişi. Önde ördek bekliyen çakal tuktukçu kapının yanında mavi tişörtlü burası kapalı diyen denyo, yanında arkadaşları. Heryerde bu adamlardan bolca var. En mükemmel taktik hiç sinirlenmeden gülümsemek. Mucizevi bir şekilde sizi rahat bırakıyorlar ve yeni avlara doğru süzülüyorlar.
**Havaalanınında pasaport kontrolüne girmeden solda biryerde Tourism Information bürosunda çok güzel bedava haritalar var. Bunlardan kesinlikle edinin. Pattaya'nın Phuket'in, Koh Samu'inin ve özellikle Bangkok'un ayrıntılı haritaları mevcut. İnanın çok işe yarıyor ne nerede nasıl giderim. Skytrain, Tekne , taksi, otobüs güzergahları. her şey var. Birde haritaya para vermeyin.
**Artık havaalanından çıktığınız vakit. Sizi sarılar içinde manken güzelliğinde Thai kızları karşılıyor. ellerinde taxi tabelalarıyla. Şimdi evli Türk erkekleri için bir sorun yokta. Her bekar yurdum insanı bu karadulların tuzağına düşüp yaklaşık 2000 bahtta bu limusion taksiyle suratında bir sırıtşla oteline gider. O zaman biz ne yapıyoruz. Havaalanının 2. katına çıkıp oradan yolcu getiren ve boş dönen taksilerin olduğu kısıma gidiyoruz.
** En iyi ve kullanışlı ulaşım şekli klimalı taksiler. Şimdi taksi macerası şöyle oluyor. Bir kere taksi eğer taksimetre açılırsa çok ucuz. Bangkok'un bir ucundan bir ucuna 250 Bahtta gidebiliyorsunuz. Ki Bangkok İstanbul'dan daha büyük bir şehir. Havaalanından Otele 40 küsur km olmasına rağmen 200 bahta gittik. Kesinlikle otelin önünden veya alışveriş merkezlerinin önünden taksiye binmiyorsunuz. Yeşil veya turuncu renkte sol köşesi,nde taksimetre işareti olan taksilere biniyoruz. Biraz yürüyün caddeye çıkın. Sonraki aşamalar şöyle. Taksiyi durdurun. İlk gideceğiniz yeri söyleyin. Kabul eder veya etmez zira oldukça nazlılar. Kabul etmezse panik yok bir sürü taksi var ortalıkta. Kafayı takmaya bile değmez burada gayet normal.Kabul etti diyelim. Taksimetreyi gösterip aç diyin. Muhtemelen ben seni daha ucuza götürürüm diyip 500 - 600 baht gibi denyoca bir fiat söylüyecektir. Sizde ; boşver babacan ben ucuzu filan anlamam sen bana taksimetreyi aç diyeceksiniz. Macera bu şekilde eğer buna uyarsanız Türkiye'ye göre çok ucuza Bangkok'un altını üstüne getirirsiniz taksiyle . Resimde bir adet taksimetresi açılmış taksiyi görüyorsunuz :-)
** Rama adında 82 yaşında bir kralları var. Ve Tayland halkı cidden aşırı bir sevgisi var krallarına. Yine genel kuralımız geçerli, kralları hakkında atıp tutma, resimlere bakıp gülme , lakap takma yok. Kesinlikle ya Muay Thai (tayland boksu) egzersizi oda şanslıysanız ve büyük ihtimalle hapis cezası. Buna çok dikkat edin.
**Budizm hakkında bilgi edinin. Zira inanç sistemlerini öğrenmek oldukça faydalı. Ve öğrendiğim kadarıyla budizm oldukça hümanist bir din veya felsefik bir akım. İnternette istemediğiniz kadar kaynak var budizm hakkında. Monk denilen rahipleri toplumda oldukça saygı görüyor.Hiç paraları olmamalarına rağmen otobüslerde ön sıralar bunların. Uçaklarda first classta uçuyorlar. Kadınlara dokunmaları yasak , giden bayanlar ay ne şirin diye el kol hareketi yapmasın. Birde onların kutsal Wat'larına yani tapınaklarına şortla girilmiyor. Buraları gezerken pantolonla gidin.
**Burada sabaha kadar açık seven ellevenlar çok moda. Her yerde var. Simcard deyin 50 bahta veriyorlar. İçinede 100 baht kredi yükleyin çok kolay. Kartın üzerinde ingilizce açıklaması var. Çok ucuza Türkiyeyle konuşursunuz. 100 bahta 4-5 dakika konuşuyorsunuz. Zira Turkcell dakikası 4.5 Ytl yazıyor ve sizi arıyan olursa 1,5 ytl. Hoş bende ikizcell vardı hiçbiryerde çalışmadı. Avea iyiydi hem kamboçyada hem burada sorun yaşatmadı.
**Kavga etmek bağırmak çağırmak büyük ayıp. Şiddet çok çok ender. Ama bu insanların kibarlığına alışıp Türkiyedeki gibi agresif olmayın. Zira ufak tefek olmalarına karşı acaip güçlüler ben görmedim ama 160 lık birtanesi kapı gibi ingilizleri yıkıyormuş kavgada.
** Sırf artistiğine Seafood gibi gramı bilmem kaç bahta satılan yerlerden yemek yeme yerine adam gibi halkın gittiği restaurantlara gidin. Valla ben sokak satıcılarından bile yedim. Varan' palmiye yağı kokusundan 3 gün aç kaldı. Özellikle önericeğim Varan'ın bile afiyetle yediği Fuji ve MK restaurantlar zincirine gidin. Türkiye deki sosyetik ve bilinçsiz tiplerin anlattığı "ay şekerim geçen sushi yedik, daha öncede thai yemekleride çok lezzetliydi "dediği ve yüzlerce Ytl'e bayıldığı yemeklere siz burada porsiyonu en fazla 3$ la afiyetle yiyebilirsiniz. Söyleyin şöyle önünüze tiger karidesleri, ananas kızartmalı pad thaileri, bol karidesli Tom yung çorbalarını, Fujiden sushi setlerini. Üstünede bayıldığımız Chang birasını . İlk defa bir seyahatte Efes'i aramıyoruz.
**Eğer demiyim; kesinlikle alışveriş ediceksiniz alışveriş etmeme birşeyler almama gibi bir şansınız yok. Ödediğiniz vergiyi geri alabiliyorsunuz. Hiç üşenmeyin makbuzunuzla birlikte dışhatlardaki VAT REFUND ofisini bulun ürünü gösterin 5 dk kada %7 gibi bir meblağı geri alın. Bu kıyağımıda unutmayın. :-)))
**Sol elle yemek yemeyin.Çocukların başını okşamayın.
**Tuktuk denen motorlu zımpırtılara binmeyin Bangkok'ta. Hiç gereği yok , hem çakal kılıklı sürücüleri var hemde klimalı taksiler dururken Bangkok trafiğinde o rutubetli havada egzos gazı solumaya gerek yok. Neymiş no tuktuk.
**Meşhur Khosan road 'dan ne günü birlik tur nede diğer ülkelere otobüs bileti filan almayın. Dediğim gibi elinizde harita taksiyle doğaçlama dolaşın bangkok'u. 26 saatte kamboçyaya giden Turistlerin hikayeleri anlatılıyor her yerde. Sonuçta adamlar istediğin yere götürüyor seni ama kaç saatte? Khosan road dan tur filan almayın.
**Yanınıza illaki birileri bir şey satmak veya tuktuk , taksi için gelicekler. Bunaltıcaklar. Tecrübeyle sabit kızmak yerine gülümseyerek başınızı iki yana sallayın. Sizi rahat bırakıyorlar. Burada başınızı aşağıdan yukarıya sallamak evet anlamında.
Şimdilik aklıma gelenler bu gezimize geri dönelim.
Ertesi sabah yorgunluktan ve saat farkından sabah 10:00 gibi otelden çıkıyoruz. Gün bizim. Caddelerde yürümeye başlıyoruz. Ben fazla rahatsız olmadım ama Varan'ı aşırı etkiledi palmiye yağı kokusu. İlk dikkatimizi çeken her yerde satılan taze tropik meyveler. Aşağıdaki hindistan cevizleri 1$ dan azdı 25 baht. Pipeti takıp buz gibi içiyorsunuz.
Sonra elektronik konusunda akıllara zarar bir yer olan Pantip plazaya geliyoruz. Her şey ama her şey var bilgisayar ve elektronik konusunda. Varan'ın şaşkınlığı fotoda belli. Kanka hemen kaçalım diyorum buradan zira tüm paramı harcayabilirim. Tatilde bilgisayarla ilgili bir şey görmek istemiyorum. Ama meraklısı kesinlikle gelsin. Yinede dayanamadım bir sürü pc ve ps2 oyunları satın aldım. Tanesi 2$ lara orjinale yakın kopyaları kesinlikle Türkiye'den çok kaliteli. (Korsan'a hayır)Sonra giyim eşyalarının olduğu Platiunum plazaya gittik. Burada çok kaliteli tişörtler 3$ filan.
Gezi dolaşın ayak masajı yaptırın. Sonra gezin dolaşın yine ayak masajı yaptırın. Sonra bir o kadar gezin dolaşın yine ayak masajı yaptırın. Böyle bir döngüye girdik bangkok sokaklarında. Aroma terapi, oil masaj, spa filan onları hiç saymıyorum. Bu masajlar olmasaydı bu kadar yürüyemezdik sokaklarda.
Sonra gece meşhur Khosan Road'a geliyoruz. Burası ayrı bir alem . 72 çeşit milleten insan var. Daha çok şu çantalı gezgin cenneti. Sokak satıcılarında enfes tavuklu, karidesli yanında kızarmış ananaslı Padthai ler , erişteler adını bilmediğim şeyler satılıyor. Varan sokak satıcılarından yiyemediği için Khosan road'un sonunda Demokrasi anıtının tarafında adını unuttuğum lüks bir restauranta gidiyoruz. Ve orada favori yiyeceğimi keşfediyorum. Bütün ananasın içine karidesli tavuklu pilavı koyuyorlar ve fırınlıyorlar. Tadını anlatmak için kelimeler kifayetsiz kalıyor. Ayrıca türkiye'den yanımda getirdiğim antalyadaki meşhur kebapçı urfalımın kolonyalı mendilide güzel bir ayrıntı olmuş masada. Yoksa bu yemekleri türkiye de yiyip Tayland'da yedik demiyoruz. biz gittik oralara :-)Taylanda kilo alan ilk türk olarak tarihe geçiceğim.
Ertesi sabah 09:00 gibi kalkıyoruz. Kahvaltımızı tropik meyvelerle yapıyoruz. Ananas ve hindistan cevizinden zehirlenicem burada. Sonra haritadan seçtiğimiz 1728 yılında Kral Rama 1 tarafından kurulan Grand Palace'a gidiyoruz. Grand Palace , Rattanakosin Island denilen eski Bangkok'un olduğu adada. Taksiye binin direkt grand palace deyin , çevresinde yürüme mesafesinde olan bir sürü wat (tapınak ) var. Oldukça büyük bir yer. Tayland'a muson mevsiminde yani haziran'da gelmemize rağmen hava rutubetli ve bunaltıcı. Günde 2 saat yağmur yağıyor sonra hiç yağmamış gibi yeniden açıyor hava. Grand Palace'ın içinde The royal Monastery of the Emerald Buddha yı geziyoruz. İçerde foto çekilmesine izin vermiyorlar. İçerde dua ayinine katıldık. Farklı bir tecrübe oluyor ayrıca o bunaltıcı sıcakta serinlik iyi geldi. Sonra sırasıyla The Upper Terrace, Subsidiary Buildings, The Galeries, The Phra Maha Monthian Group , The Chakri Group, The Dusit Group ve The Borom Phiman Mansion'u dolaşıyoruz. Her birinin hikayesini özelliklerini internetten yada orada bulunan broşürlerden öğrenmekte fayda var. Aval aval bakmıyorsunuz size çok farklı gelen mimari tarzına.
Grand Palace gezisi sonrası yorgunluktan ve sıcaktan bitiyoruz. Yolda bir amcam buzu rendeliyor bizdeki karlama gibi üstüne çilek sosu döküyor birazda krema . Yerken serinliyoruz.
Serinledikten sonra yürüme mesafesinde olan Yatan buda heykeline doğru yola koyuluyoruz. Burdada bizi yine denyo tabiatlı Thai insanları karşılıyor. Adam yeminler ediyor Yatan Buda kapalı diye. Ben sizi başka bir tapınağa götürüyüm. Bu tür manyaklıkları gülümseyerek geçin sinirle başedemezsiniz zira adamlar aşırı yüzsüz. Tapınağı gezdikten sonra "hani lan kapalıydı" diyorum sırıtarak bakıyor. Tapınak saatleri aşağıdaki gibi kimseye kanmayın.
Yatan Buda heykeli devasa boyutlarda ve altın kaplama. tam hatırlamıyorum ama 46 mt ye 17 mt gibi bir şeydi. Burayı görmek değişik bir deneyim oldu.
Sonra yeniden ayak masajı ve tropik meyveler. enerji topluyoruz.
Kanalda halkı taşıyan feribotlar var. Giriş 7 baht. Bunlarla her iskeleye gittik. Resmen kanal turu yaptık tekneden inmeden. Ucuza kanal turu yapmanın en iyi yolu. Sonra karşı tarafta kalan Temple of Dawn'a gittik.
Akşama Khosan Road'a gidiyoruz. Buraya kesinlikle gidin. Barlarda oturun biranızı yudumlayın. İnsanın 10 yaş genç olası geliyor. Bizim gençler piyasa yeri görsün alsınlar sırtçantalarını gezsinler dünyayı. Öyle cafelerde oturup sigara içerek karşıyı kesmek olmuyor. Khosan road bir panayır yeri gibiydi.
Sokakta futbol show yapanlar.
Hintli bir eleman film çekimi yapıyordu. Boolywood'u sonunda yakından gördüm. Benim bombaytv çalışmalarımıda göndericem onlara:-)))) Elemanda bir havalar bir artistik ekibi bir fırçalama. Acaba bizim paçoz popstarlardamı bu şekilde. Neyse İngiliz grup bir tezahurata başladı havasını aldılar elemanın, içinede ettiler clip çekiminin. Hayatımda ilk defa ingilizlere sempati duydum.
Sonra Salim'i arıyoruz. Saolsun atlayıp geliyor hemen. Sonra gelsin biralar gitsin karidesli pilavlı ananslar, jumbo karidesler , padthailer.
Sonra diyoruzki ; Salim'ciğim biz Kamboçya'ya geçiceğiz karayoluyla nasıl yapalım canım ? salim garip garip bakıyor suratımıza. Abi diyor keserler orada sizi. Yok illaki kafaya koyduk birde planımız karayoluyla PoiPet'ten Kamboçya'nın başkenti PhonPen'e geçmek. Salim eşini arıyor, otobüs terminalini öğreniyor ve sınırda kesinlikle çocuklara para vermeyin diyor yoksa hepsi istermiş.
bu kadar yorgunluk, içki ve yemekten sonra sonra uykumuz geliyor otele dönüyoruz.
Sabahtan vurduk kendimizi yine yollara. Korkunç bir rutubet var. Otelin hemen yanındaki masaj salonuna attık kendimizi. Bu sefer oil masaj yaptırdık. Masajcı teyze belime masaj yaparken senin belin hasta dedi. Gerçektende bende bel fıtığı vardır. Dur dedi ben tamir edicem . aman teyze yapma etme derken zira yarın Kamboçya'ya yola çıkacağız belim bir tutarsa yerimden kalkmama imkan yok. Valla teyze bir daldı bele tek tek parmağıyla omurların arasına soktu filan. Bildiğim tüm duaları ettim. Bu ufak tefek kadın bile bu kadar güçlüyse, abartmıyorum tüm kemikleri eliyle kırabilir vücudunuzdaki bu nasıl adam yoğurmadır. Kadın neredeyse belime geliyor birde. Ama enteresandır Kamboçya'nın o berbat yollarında , o tuktuk tepelerinde , Angkor wat'taki tüm gün yürümelerde hiç belim tutmadı. Kadına Bangkok'a döndükten sonra 2 kere daha masaj yaptırdım. Buradan teşekkürleri borç bilirim kendisine.
Sabahtan başlıyoruz dolaşmaya. Yine tropik meyvelerle kahvaltı. Yine wat'ları gezme. Artık içimiz dışımız Wat (tapınak) oluyor . Aslında güneydoğu asyaya gelmenin mevsimi aralık ve ocak ayları. Ama haziranda avantajınız ölü sezon yani buraların kışı olduğundan fiatlar oldukça düşüyor ve kalabalık olmuyor. Kış mevsimi dediğime bakmayın 36 derecelik bir kış yaşıyorsunuz. Akşama doğru sağnak şeklinde bir yağmur yağıyor 2 saat kadar sonra hava yine günlük güneşlik. Yağmur gezimizi olumsuz etkilemedi aksine havayı ferahlattığından işimize geliyordu. Öldürücü ayı ise Nisan ayıymış. 40 derecelik sıcaklar ve korkunç bir rutubet oranı. Unutmayın nisanda buralara gelmek yok.
Tayland'da devasa gökdelenlerin yanında barakalarda insanlar yaşıyor. Bizdeki gibi zengin ve fakir semtler gibi keskin çizgiler yok kentte. Yine vuruyoruz kendimizi yollara. İlk durağımız meşhur MBK center. Burası dışarıya göre oldukça pahalı. Ama gezilip görülmeli. Üstte Mk restaurantta kızarmış ördek, tiger karideslerle, pad thailerle ve bol acılı tom yung çorbasıyla ziyafet çekiyoruz. Klima çarpmasından sonra acılı bol karidesli bu çorba ilaç gibi geliyor bana.
Bu kadar trafiğe hiç korna çalınmıyor. İnsanlardaki sabır bize inanılmaz geliyor. 6 dakika süren kırmızı ışıklar var Bangkok'ta.
Otobüs biletimizi şimdiden almak istiyoruz ve Salim'in söylediği Ekamai otobüs terminaline gidiyoruz. Ertesi sabah 05:30 'a bilet buluyoruz Kambocyaya ve adam başı 128 baht. 4$ gibi bir rakam.
Otele gidiyoruz. Madem uyuyamayacağız diyoruz Salim tarif etmişti. yürüme mesafesinde Chang birasının sponsorluğunda dev ekran kurmuşlar caddeye . Bira makineleri etrafında karides, kalamar, ahtapot, sosis,ördek kızartanlar. elimizde soğuk biralar. ama varan'ı bir türlü sokaktan yemeğe ikna edemiyorum. Halbuki kızarmış ahtapotlar ve ördekler cidden nefis.
Biraları ve nevaleyi alıp başlıyoruz maçı izlemeye. Türkiyem bizi mahçup etmiyor. 2-1 alıyoruz İsviçre maçını. Futbol'un nasıl bir güç olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Herkes futbol sayesinde türkiye'yi tanıyor. Milyon dolarlara ülkenizi bu şekilde tanıtamazsınız. Teşekkürler Milli takım.
Maçtan sonra Ekemai terminaline doğru yola çıkıyoruz. 6 saatlik rahatsız bir yolculuktan sonra , devlet otobüsleri dardı. Tayland-Kamboçya sınırındayız. Kamboçya maceramız bu adreste.
Kambocya Gezisi
Yine Bangkok'tayız. Şimdi kendimi öyle bir otobüsten atıp sigara içişim varki. Rus'a benzettiğim biri yanıma yaklaşıp o en son Ürdün'de Amman'ın ara sokaklarında duyduğum meşhur soruyu soruyor. "Türkmüsün?" :-)) Haluk abimizle işte böyle tanışıyoruz. Haluk abi tam bir gönül adamı. Yani Bangkok'ta öz abim yaşasaydı bu kadar yardımcı olurdu. Sizi bırakmam diyor , bir şeyler yiyip içeceğiz.
Haluk abinin hikayeside enteresan . Kendisi Eskişehir'de baharat işindeymiş ve ekonomik durumuda oldukça iyiymiş. Malum krizle her şeyini kaybetmiş. Eşinden ayrılmış bunalıma girmiş. Kafayı toparlamak için plansız programsız atlamış gelmiş Tayland'a. Burada aynı Haluk abi gibi bize misafirperverlik gösteren Kim yengemizle tanışmış. 6 ay Kim'lerin köyünde kalmış. Sonra hiç bilmemesine rağmen kadın saçlarına kaynak işine girmiş. Haluk abi 46 yaşında olmasına rağmen hepimizden genç gösteriyor. Haluk abinin ingilizcesi benim gibi. Taylandca çat pat derdini anlatıcak kadar. Ve abimiz atlıyor motora Myanmar'a gidiyor atlıyor motora bizim kamboçya'ya gidiyor orada köylülerden saç topluyor. Zaten bizim o sınırdan geçtiğimizi öğrenince aşırı sempati duydu bize. Şimdiye kadar tur harici gelen birileriyle tanışmamış Tayland'da. Hele karayoluyla Kamboçya'ya geçene rastlamamış. İlk defa bizden daha çılgın birine rastladık ve itiraf ediyorum içki içme kapasitesiylede o kadar kendimle övünen bana ayarı veriyor Haluk abimiz.
Haluk abinin dükkanlarının önünde sokakta içiyoruz. Nevalemiz mangolu pilav. Gerçek Tayland'ı tanıyoruz burada. Singha biralarda güzelmiş.
Haluk abi ; tam bir sohbet adamı . Yapma etme içmeyelim bu kadar Haluk abi derken laf lafı açıyor dibine vuruyoruz biraların. Yaşadığı maceraları anlatıyor Tayland'da. Hayatı film olucak insanlardan.
Haluk abi'nin yan komşuları. Kızın babası Avrupalı. Kaçmış gitmiş annesi bakıyor şimdi.
O kadar sarhoş olmamıza rağmen Varan , çekirge ısmarlama çabalarımı sonuçsuz bırakıyor. Yeniliklere açık değil bu çocuk. :-)) Halbuki güzel karafatmalarda var. Gerçek Bangkok'ta yani turistik olmayan bölümlerde olduğumuzdan her türlü hayvanat satışı var. Kurbağa, kızarmış solucan, karınca, çekirge zaten standart.
Kalan iki günümüzde avare avare dolaşıyoruz. Akşamlarıda Haluk abiyle içki sohbetleri.
Daha önce yazdığım döndü aynı, yürüme, masaj, yürüme masaj. O bel fıtığımı anlıyan teyzeye 2 kere daha oil masaj, aroma teraphy ve spa gibi ülkemizde sansasyon yaratan hava atma malzemesi olan ve tatilköylerinde 100 euro dan başlıyan masajları 4-5 $ arası yaptırıyorum. Yumoş gibi bir şey oluyorum bu masajlar sonrası. 2 günümüz maksimum tembellik ve bolluk içinde geçiyor Bangkok'ta. Siam Centre gibi büyük bilinen alışveriş merkezlerini geziyoruz. Tabi yine sushiler tiger karidesler biralar.
Artık para hesabı yapalım diyoruz ve şaşırtıcı olayı farkediyoruz. Bu kadar zevk sefaya, iki ülke görmemize rağmen adam başı 900$ harcayabilmişiz. Hayır kimseyide kazıklamadık. O zaman hadi bir kanal turu yapalım diyoruz. Daha önce gezdiğimi ve oldukça beğendiğimiz Temple of Dawn'ın karşısındaki iskeleden 1000 bahta bir tekneyle anlaşıyoruz. Paramız beklemediğimizden fazla olduğundan tekneyi komple kiralıyoruz. Başlıyoruz 2 saatlik kanal turuna.
Hırvatistan maçını izliyoruz. bu nasıl bir maçtı. Teşekkürler Türkiye. Başımız hep dikti bu tatilde. Bindiğimiz taksiciler bile ne güzel futbol takımınız var diyorlar.
Söylemesi ayıp, Vietnam vizemi kolaylaştırmak için ; hanıma şöyle yakutlu pırlantalı bir yüzük alıyorum. Seneye planımız Vietnam ve Laos.
Artık tatil bitiyor. Türk Havayolları aklınızda olsun 9 nolu girişte Dışhatlarda
Budist rahip öğrenciler geçit töreninde. Saygı kusursuzdu bunlara. Polisler şapkalarını çıkartıyor.
Vergi iadelerimizi alıyoruz. Alışveriş makbuzlarını saklayın ve ürünü göstererek vergi iadenizi alın
İşte demokrasi budur. Tayland'da çoğu yerde açık havada bile sigara yasakken, Dış hatlarda her yerde smoking roomlar var. Bizimkilere duyurulur.
Ve seyahatimiz İç hatlardaki Garanti Zone'da Antalya uçağını beklerken bitiyor. Söylememe gerek yok yine tarumar ediyoruz açık büfeyi fonda klasik müzik çalarken. Aynı Hannibaldaki , Antony Hopkins gibi ahenk içinde.
Uçak bileti ve alışveriş hariç 2 ülkedeki tüm yeme içmelerimiz 1000$
Labels: Gezi yazılari
Posted by cenk at 01:00 10 comments Links to this post
